Pazartesi, Mart 12, 2007

Bırakın Tarihçiler karar versin - Prof. Dr. Justin McCARTHY

Günümüzde süre giden Ermeni meselesi tartışmaları boyunca tarih yazmaya çalışan politikacıları hedef alan bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. “Bırakınız tarihçiler karar versin”. Bu ifadeyle ne demek istediğimizi çok azımız ortaya koyabilmiştir. Şimdi bunu yapmanın tam zamanıdır.

Milliyetçi eğilimleri korumak amacıyla yazılmış yanlı tarih ile olması gereken tarih arasında çok büyük bir fark vardır. Tarih geçmiş hakkındaki doğruyu bulmayı hedefler. Tarihçiler doğrunun aldatıcı olduğunun farkındadırlar. Kararlarını etkileyen önyargılarının olduğunu bilirler. Bütün gerçeklere hiçbir zaman ulaşılamayacaklarını da bilirler. Fakat tüm bunlara rağmen her zaman doğruyu bulmaya çalışırlar, o doğru her ne ise.

Tarihi kullanan milliyetçiler ise çok farklı emellere sahiptirler. Geçmişteki olayları milli mücadelelerinde birer silah gibi kullanırlar. Onların bir amaçları vardır- davalarını kazanmak- ve bu uğurda her şeyi kullanırlar. Bir tarihçi bütün ilgili gerçekleri bir araya getirmeye ve bir bütünlük içinde olaylara bakmaya çalışırken, öte yandan bir milliyetçi tarihten amacına yönelik olan parçaları seçer ve diğerlerini dikkate almaz.

Diğer insanlar gibi tarihçiler de politik amaç ve ideolojilere sahiptirler, fakat gerçek bir tarihçi gerçekler onun inancını doğrulamadığında hatalarını da kabul eder. Ancak davası uğruna her şeyi göze almış bir milliyetçi bunu asla yapmaz. Gerçekler öngördüğü teorilere uymazsa, milliyetçi onları dikkate almaz ve davasını tamamlamak için başka yollar arar. Gerçek tarihçiler hatalar yapabilirler. Davası uğruna her şeyi göze alan milliyetçi ise bilinçli hatalar yapar ve entelektüel suç işlerler.

Ermeni Sorunu uzun süreden beri milliyetçi çalışmalara konu olmaktadır. Bu ise tarihsel araştırmanın prensiplerini hiçe sayan tutarsız bir tarihin oluşmasına neden olmaktadır. Fakat Türkler ve Ermeniler kullanılması gereken araçlarla tarihe yaklaştıklarında, mantıklı ve tutarlı sonuçlar elde edeceklerdir. “Bırakın tarihçiler karar versin”; bütün gerçeklere bakan, bütün görüşleri değerlendiren, tarihsel prensiplere başvuran ve mantıklı sonuçlara varan diğer tüm tarihsel araştırmalar gibi, yapılması gereken tarihsel bir araştırmaya çağrıdır.

Tarihçiler özellikle şu temel soruları sorarlar: “Bir Ermenistan var mıydı? Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu içinde kendi devletlerini haklı olarak talep edecekleri kadar Ermenilerin çoğunluğu oluşturduğu bir bölge var mıdır?”

Bunların cevaplarını bulabilmek için, tarihçiler özellikle istatistik arşivleri olmak üzere, devlet nüfus istatistiklerine bakarlar, çünkü devletler çok nadiren kendi kendilerine yalan söylerler. Devletler kendi vatandaşlarının sayısını bilmek, onları anlamak, izlemek, askere almak ve daha önemlisi vergilendirmek için bilmek isterler.

Bu konuda Osmanlıların diğer devletlerden farkı yoktur. Diğer devletler gibi hatalar yaparlar, özellikle de kadınların ve çocukların sayımında bu hatalar söz konusudur. Ancak bu eksik sayımlar istatistiksel metotlar kullanılarak düzeltilebilir. Sonuçta Osmanlıda yaşayan Ermenilerin sayısı hakkında en gerçekçi tabloyu elde etmiş oluruz. Birinci Dünya Savaşı başlarında Ermeniler “Osmanlı Ermenistan” (Ottoman Armenia) diye tabir ettikleri bölgede toplam nüfusun yalnızca %17’sini teşkil etmekteydiler. Aslında dünyadaki tüm Ermeniler Doğu Anadolu’ya gelseler yine de orada çoğunluk oluşturamazlardı.

Osmanlı’nın doğusunda yaşayan Ermenilerin görece az sayıda bulunmalarından şu iki çıkarıma ulaşılabilir: Birincisi, Anadolu’daki Ermenilerin Osmanlı Devleti’ne karşı tek başlarına büyük bir tehlike oluşturmaları olanaksızdı. Bazı Ermeni isyancıları devlet düzenini bozmuş olabilir, ancak bunların çok azı Osmanlı otoritesini tehdit edecek düzeydeydi. Ermeni isyanları, yalnızca Ruslar tarafından sağlanabilecek olan dış desteğe ihtiyaç duymuşlardır. İkincisi, Ermeni milliyetçileri öncelikle o bölgede yaşayan Müslümanları tamamen tahliye ettikleri takdirde yalnızca kendilerine ait olan devleti yaratabileceklerdi.

Müslüman-Ermeni arasındaki düşmanlığın tarihi gelişimini anlamak için tarihsel prensipler kullanılabilir. Bu ilkeler uygulandığında Ermenilerin tarihinin de başka tarihlerden farklı olmadığı görülür. O tarihin bir kısmı, çevre koşulları nedeniyle tekdir, ancak diğer tarihlerle başka yer ve zamanlarda geçen olaylarla benzerlikler taşır. Bu prensipler:

1. Çoğu etnik çatışmalar uzun süreler içerisinde oluşurlar. Almanlar ve Polonyalılar, Finliler ve Ruslar, Hint yarımadasındaki Hindular ve Müslümanlar, İrlandalılar ve İngilizler, Avrupalılar ve Kuzey Amerika’daki yerli Amerikanlar- bütün bu çatışmaların yayılması kuşaklar boyu ve sık sık da yüzyıllarca sürdü.

2. Modern zamanlara gelinceye kadar etnik grupların ve insanların toplu, çoğu karşılıklı, ölümlerinin en az iki tarafın savaşmasının bir sonucuydu.

3. Milliyetçi devrimcilerle devletler arasında çatışma çıktığında tarafların ilk karşı karşıya gelmesini devrimciler başlatmışlardır. Yerleşik devletlerin çıkarını iç barış oluşturur. İyimser olarak baktığımızda, devletlerin yurttaşlarına sağladıkları yararlar sonucunda iç huzur beklerler. Daha az iyimser olursak, barışın vergi toplamayı ve iç değil de dış düşmanlarla savaşmak için orduyu kullanmayı kolaylaştırdığı görülür. Dünya tarihi bunun örnekleriyle doludur. Osmanlı İmparatorluğu içindeki Yunanistan, Sırbistan ve Bulgaristan isyanları bu prensibin doğruluğunu gösterir şekildedir.

Bu prensipler doğrultusunda, Türklerin ve Ermenilerin tarihi, başkalarının tarihinden farklı değildir. Tarihi prensipler uygulanmıştır.

Türkler ve Ermeniler arasındaki anlaşmazlık uzun bir süre içerisinde gelişmiştir. Ermeni-Müslüman anlaşmazlığının ortaya çıkmasında ilk suçlanması gereken Rusların emperyalist yayılmasıdır. Korkunç Ivan zamanında, 16. yüzyılda Ruslar fethettikleri topraklardan Müslümanları sürme politikası izliyorlardı. Sonraki üç yüz yıl boyunca, Müslümanlar, çoğu Türk olmak üzere, bugün Ukrayna, Kırım ve Kafkasya olarak bilinen yerlerde ya öldürüldüler ya da buralardan sürüldüler. 1770’lerden 1850’lere kadar Rus saldırıları ve Rus kanunları 400,000’den fazla Kırım Tatar’ını topraklarını terk etmeye zorladılar. Kafkasya bölgesinde 1.2 milyon Çerkez ve Abhaza Ruslar tarafından ya sürüldü ya da öldürüldü. Bunlardan üçte biri yaşamını kaybetti- çoğunlukla göz ardı edilen Müslüman katliamlarından biridir. Tatarlar, Çerkezler ve Abazalar Osmanlı İmparatorluğu’na geldiler. Onların varlığı Osmanlı Müslümanlarına Rus istilasının neler yapabileceğini öğretti.

1790’larda Kafkasya bölgesindeki Ermeni azınlığın üyeleri Müslüman yönetime karşı isyana başladı ve Rus istilacılarla ittifak kurdular. Silahlı Ermeni birlikleri Ruslara katıldılar. Ermeni casuslar Ruslar için istihbarat çalışmalarda bulundular. Bu savaşlarda Müslümanlar katledildi ve sürüldüler. Ermeniler buna karşılık daha önce, Karabağ gibi, Müslümanların yaşadıkları yerlere göç etmeye başladılar. Bu Güney Kafkasya ve sonra Doğu Anadolu’da yaşayan insanların, iki farklı kampa bölünmelerine yol açacak olayların başlangıcıdır-bir tarafta Rus İmparatorluğu ve Ermeniler, diğer tarafta Müslüman halk ve Osmanlı İmparatorluğu. Çoğu Ermeni’nin ve Müslüman’ın kuşkusuz bu anlaşmazlıklarla ilgisi yoktu, ama olaylar onları bir taraf tutmaya zorladı.

1827-1829 Ruslar ve İranlılar ile Ruslar ve Osmanlılar arasındaki savaşlar doğuda 1920’lere kadar sürecek olan nüfus değişimlerine neden oldu. Ruslar bugün Ermenistan Cumhuriyeti olarak tanınan Ermeni Hanlığı’nı fethettiklerinde nüfusunun çoğunluğunu Müslümanlar oluşturuyordu. Bunların yaklaşık üçte ikisi, 60,000 Müslüman, Ruslar tarafından Erivan’ın dışına sürüldüler. Ruslar işgallerini Ermenilerden de destek buldukları Anadolu’da sürdürdüler. Savaşın sonunda Ruslar Doğu Anadolu’yu terk ederken onlara 50-90,000 kadar Ermeni de katıldı. Erivan ve diğer bölgelerden sürülen Müslümanların yerlerine yerleştiler, onlara İran’dan gelen 40,000 Ermeni de katıldı.

Büyük nüfus değişimleri başlamış ve sonucunda Anadolu Müslümanları ve Ermenileri arasındaki güven kaybolmuştu. Ruslar 19. yüzyılda, Kırım Savaşı ve 1877-78 Rus-Türk Savaşı sırasında Anadolu’yu iki kere daha fethedeceklerdi. Her iki savaşta da önemli sayıda Ermeniler Ruslara katılıp casusluk ve işgal kuvvetleri polisliği yapmışlardır. Örneğin Erzurum’da, İngiliz konsolosluk görevlilerinin raporuna göre Ruslar tarafından atanan Ermeni polis şefi ve onun komutasındaki Ermeni kuvveti “Muhammet’e inananlara taciz etmişler, kötü davranmışlar ve hakaret etmişlerdi”, ve 6,000 Müslüman aileyi şehri terk etmeye zorlamışlardı. Ruslar geri çekilirken Müslümanların intikamından korkan 25,000 Ermeni de onlara katıldı. Ancak en büyük göç 1882 yılında çoğunluğu Türk olan 70,000 Müslüman’ın ve 40,000 Lazın Rusların işgal ettikleri topraklardan sürülmesidir.

1900’lerde yaklaşık 1,400,000 Türk ve Kafkas Müslüman, Ruslar tarafından yerlerinden edilmiştir. Bunların üçte biri ölmüş, öldürülmüş ya da açlık ve hastalıkların kurbanı olmuştur. 125,000 ile 150,000 arasında Ermeni, Osmanlı Anadolu’sundan (Ottoman Anatolia) Erivan’a ve Rusların elinde bulunan Güney Kafkasya’nın diğer bölümlerine göç etmişlerdir.

Bu Rus emperyalizminin ödettiği bedeldi. Yalnızca bir buçuk milyon insan sürülmek ve öldürülmekle kalınmamış, aynı zamanda etnik barış da yok edilmiştir. Müslümanlara, yedi yüz yıldır beraber yaşadıkları 19. yüzyıldaki Ermeni komşularının, Rus ilerlemesiyle, bir kez daha düşman olabileceklerini öğretmişlerdi. Ruslar, tarih öğretileri anlaşmazlıklar ve toplu katliamlar içinde muhtemel olan, iki taraf yaratmışlardı.

Ermeni isyancıların eylemleri Osmanlının doğusundaki Müslümanlar ve Ermeniler arasındaki ayrılığı ve karşılıklı korkuyu arttırdı.

Belli başlı Ermeni devrim örgütleri 1880’lerde ve 1890’larda Rus İmparatorluğu’nda kurulmuştu. Bu örgütler ideolojik olarak sosyalist ve milliyetçilerdi. Seçtikleri silah ise terördü. İsyancılar açıkça planlarının Bulgaristan’ın Osmanlı İmparatorluğu’na karşı koyduğu planla aynı olduğunu ortaya koymuşlardı. İsyancılar Bulgaristan’da öncelikle Müslüman köylüleri katletmişlerdi. Osmanlı Devleti bu sırada Bosna’da Sırplarla savaş halindeydi ve yerel Türk halktan kendilerini bu isyancılara karşı savunmalarını istemişti, bunu gerçekleştirdiler de, ama birçok can kaybettiler. Avrupa gazeteleri ölen Müslümanlardan değil de Bulgarlardan bahsetti. Avrupalılar bütün bu ölümlerin isyanlardan kaynaklandığına inanmıyor, Türklerin kötü niyetine bağlıyorlardı. Ruslar görünüşte Hıristiyanları kurtarmak amacı ile işgal etmişlerdi. Sonuç Bulgaristan’da yaşayan Müslüman halkın %17’sini oluşturan 260,000 Türkün öldürülmesi ve %34’ünün de sürülmesi olmuştur. Ermeni isyancıların da izlemek istedikleri plan buydu.

Ermeni isyanları hem Rus hem de Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin gerilla çeteleri kurmalarıyla başladı. Silahlar kaçak olarak elde edildi. Bu gerillalar Osmanlı devlet memurlarını öldürdüler, Müslüman köylere saldırdılar, ve on dokuzuncu yüzyılın en etkili terör silahı olan bombayı kullandılardı. 1894’te isyancılar artık açık bir devrim için hazırdılar. İsyanlar Sasun, Zeytun, Van ve diğer bölgelerde 1894 ve 1895’te başladı. Bulgaristan’da olduğu gibi masum sivilleri öldürmekle işe başladılar. Zeytun isyanının lideri emrindeki kuvvetlerinin 20,000 Müslüman’ı öldürdüğünü açıkladı. Bulgaristan’da olduğu gibi Müslümanlar karşılık verdiler. Örneğin Van’da 400 Müslüman ve 1,700 Ermeni Öldü. İsyanlar birbirini izledi.1909’da Adana’da, devlet kontrolü kaybedince, Ermeni isyanı çok kötü bir hal aldı ve isyancılar ve masumlar olmak üzere çoğunluğu Ermeni 17,000 ile 20,000 arası insan öldürüldü. İsyanlar devam ederken, 1894 ve 1897’de Ermeniler en büyük intikam saldırılarının onlardan gelebileceğini düşünerek kasıtlı olarak Kürt aşiretlerine saldırdılar. Bunun sonucu olarak Kürtler ve Ermeniler arasında meydan savaşları başladı.

Ama işler Ermeni isyancılar için kötü gitti. Ermeniler Bulgarların planını izlediler, Müslümanları öldürdüler ve intikam saldırılarına maruz kaldılar. Kendi insanları daha fazla acı çekti. Güvendikleri Ruslar ve Avrupalılar da bu olaylara karışmadılar. Avrupa’nın politikaları ve iç sorunlar Rusları engelledi.

Ermeni isyancıların yaratmak istedikleri neydi? Sırplar ve Bulgarlar Osmanlı İmparatorluğu’na karşı isyan ettiklerinde talep ettikleri, Sırpların ya da Bulgarların çoğunlukta olduğu topraktı. Kendi topraklarından Türkleri ve diğer Müslümanları kovmuşlardı, ama bu Müslümanlar zaten bir çoğunluk değillerdi. Bu Ermeniler için geçerli değildi. Şiddetle göz diktikleri topraklarda çoğunluğu Müslümanlar oluşturuyordu. Bir Ermenistan kurmanın yolu bu Müslümanları kovmaktı.

Birinci Dünya Savaşı’nı iyi anlayabilmek için bu tarihi çok iyi bilmek gerekir. Uzun bir tarihsel süreç içerisinde iki anlaşamayan taraf oluştu.

Rus emperyalistler ve Ermeni devrimciler Osmanlıların istemediği bir kavga başlattılar. Osmanlılar Rusların ve Ermenilerin planlarına karşı gelerek kendi vatandaşlarını savunmak zorundaydı. Tarih Osmanlılara, Ermeniler eğer zafer kazanırsa bunun toprak kaybetmenin yanı sıra toplu sürülmenin ve öldürülmenin de Müslüman çoğunluğun kaderi olacağını öğretmişti. Bu da Ermeni isyanının kesinlikle temel amacıydı.

Büyük Savaşın beraberinde getireceklerini 1905 Rus Devrimi’nde görebiliriz. Ruslar Azerbaycan’daki etnik anlaşmazlıkları körüklemişler ve iki toplum arası savaşı tahrik etmişlerdir. Azeri Türkleri ve Ermenileri boyunduruğu altında yaşadıkları imparatorluğa karşı savaşacaklarına birbirleriyle savaşmışlardır. Hem Türkler hem de Ermeniler birbirlerini düşman kabul etmenin acı derslerini öğrendiler, ve çoğu da ne kan ne de savaş istiyorlardı. Ama taraflar çoktan yaratılmıştı.

1914 sonlarında Osmanlı doğusundaki toplumlar arası anlaşmazlık Ermeni isyanı ile başlamıştır. Yaklaşık 8,000’i Kağızman’dan, 6,000’i Iğdır’dan ve diğer yerlerden olan Anadolu Ermenileri Rusya’nın elinde bulunan Güney Kafkasya’ya eğitime gitmişlerdi. Daha sonra yerel isyancılara katılmak üzere geri döndüler ve isyan bütün doğuyu sardı. Osmanlı Devleti sadece Sivas vilayetinde 30,000 isyancı olduğunu tahmin ediyordu, muhtemelen abartılmış olmakla beraber isyanın genişliği açısından önemli bir ölçüdür. Askeri hedefler saldırılması gereken ilk yerlerdi: telgraf telleri kesilmişti. Stratejik dağ yolları tutulmuştu. İsyancılar özellikle doğuda asker toplamakla görevli Osmanlı devlet memurlarını hedef almışlardı. Uzak kesimlerdeki Müslüman köylere ilk saldırılar ve Müslümanlara yönelik katliamlar başladı. İsyancılar Zeytun, Muş, Şebin Karahisar, ve Urfa’yı almaya çalıştılar. Sınırlarda bulunması gereken Osmanlı silahlı kuvvetleri, bunun yerine içeride isyanları bastırmak zorunda bırakılıyordu.

En şiddetli isyan hareketi Van şehrinde görülmüştü. 1915 Mart’ında kenti zayıf bir Osmanlı garnizonunun elinden aldılar ve kaçamayan bütün Müslümanları öldürdüler. Civar bölgeden toplanan 3,000 Kürt toplanıp Van’ın dışında yer alan Zeve’ye getirildi ve burada katledildi. Buna cevaben Kürt aşiretler, önlerine çıkan Ermeni köylülerden intikamlarını aldılar.

Tarihsel prensipler yine iş başındaydılar. İsyancılar eyleme geçmişler ve sonunda ortaya, savaşan iki taraf çıkmıştı. Ermenilerin Van ve çevresinde yaptıklarından sonra Müslümanlar Ermenileri kendilerini öldürebilecek düşman olarak görmeye başlamışlardı. Ermenilerin tek korktuğu şey Müslümanların intikam almalarıydı. Bu insanların çoğunda savaşma isteği yoktu, ama buna zorlanmışlardı. Bu çatışma acımasız olacaktı.

Sonraki beş yıl içerisinde Osmanlının doğusunda tam bir savaş yaşanıyordu. Ruslar saldırıya geçmiş ve doğuyu ele geçirmiş, bir milyondan fazla Müslüman ölmektense mülteci olmayı tercih etmişti. Kaçarlarken yolda Ermeni çetelerin saldırılarına maruz kaldılar. Ruslar geri çekilirken bu defa kaçma sırası Ermenilere gelmişti. Ruslar saldırdılar ve geri çekildiler, sonra tekrar saldırdılar, sonra bir kez daha geri çekildiler. Her ilerleyişlerinde yüz binlerce insanın kaçmasına neden oldular.

Doğu Anadolu’da iki savaş yaşandı, biri Rus ve Osmanlı orduları arasında ve diğeri yerel Müslüman ve Ermeniler arasında. Ordular arasındaki savaşta siviller ve düşman askerleri bazen insancıl bazen de kötü muamele gördüler. Ama Müslümanlar ve Ermeniler arasındaki savaşta hiç merhamet yoktu. Ailelerini savunmak için erkekler bütün gaddarlıklarıyla savaştılar.

Bugün genel kanı olarak göç olayının sadece bir tarafını görülüyor, diğer bir deyişle sadece Anadolu’daki zorunlu göç, Ermenilerin tehciri görülüyor. Aslında zorunlu göç olayları sadece Ermeni tehciri demek değildir. Ermeniler için en kötü zorunlu göç, geri çekilen ordularıyla birlikte yaşadıklarıdır. Onlar da, aynı Osmanlı ordularıyla birlikte geri çekilen Müslüman halk gibi acı çekmişlerdir. Açlık ve hastalıklar, her iki taraftan da, düşman mermilerine hedef olan insanlardan daha fazla insan öldürmüştür. Tarihsel prensipler içerisinde bu öngörülmüştür: açlık ve hastalık her zaman en kötü katillerdir. Yine bir tarihsel prensibe göre mülteciler her zaman en fazla acı çekenlerdir.

Bir çok zorunlu göçten biri de Ermenilerin Anadolu’dan Osmanlı Hükümeti tarafından planlı bir şekilde göç ettirilmesidir. Tarihin ve savaşta geçen olayların ışığında, Osmanlıların Ermenilerden korkmaları için bariz nedenleri olduğu gerçekti, ve zorunlu göç tarihsel olarak Balkanlarda ve Orta Doğuda sorunların çözümü için uygulanan yöntemlerden biriydi. Şu da doğrudur ki, askerleri Ruslarla ve Ermenilerle savaşan Osmanlı Hükümeti, Ermeni göçmenleri iyi koruyamamıştır. Ne yazık ki, 200,000’den fazla göçmen Ermeni Büyük Suriye’ye ulaşmış ve yaşamışlardır. (Bazılarına göre toplam göç edenlerin üçte ikisi kurtulmuşlardı.)

Zorunlu Ermeni göçünde soykırım yapıldığını iddia edenler, göçten sonra hâlâ yaşayanları görmemezlikten geliyorlar. Çoğunlukla Osmanlı kontrolü altındaki Ermeniler, İstanbul, İzmir, Edirne ve devlet gücünün daha çok hissedildiği diğer bölgelerdeki Ermeni vatandaşları ne tehcir edildi ne de saldırıya uğradılar. Herhalde buralardaki Ermeniler bir tehdit oluşturmuyorlardı.

Bu gerçeklerin ışığında mantıksal olarak soykırım iddiaları direnemez. Eğer soykırım olduğu hala düşünülüyorsa, o zaman 1915 ve 1916’da öldürülen Türklerden ve Kürtlerden de bu yüz kızartıcı suçta kurban olarak bahsedilmeleri gerekiyor. 1918’de Ermenilerin geri çekilmesi sırasında yollarının üstünde bulunan köylerde ve Erzincan, Bayburt, Tercan ve Erzurum’da öldürdükleri masum insanları da hesaba katmak gerekiyor. Ermenilerin Silisya’da yaptıkları saldırılar ve katliamların, müttefikleri Fransızlar ve İngilizler tarafından da üzüntüyle karşılandığı açıkça tartışılmalıdır. Savaş sırasında Ermenistan Cumhuriyeti’nde Erivan’da Türklerin üçte ikisinin sürülüp ve öldürüldüğü de hatırlanmalıdır.

Bu, Türkler ve Ermeniler arasındaki anlaşmazlığın tarihidir. Tarih tam olarak anlaşıldığı zaman Türkleri suçlayanların iddiaları iyi bir şekilde anlaşılabilir.

Ermeni milliyetçilerinin iddiaları incelenirken ilk olarak Ermenilerin katıksız yalanları incelenmelidir.

Ermeni Sorunu hakkında üretilen uydurmaların en meşhuru, Osmanlı İç İşleri Bakanı’nın ve diğer devlet görevlilerinin Ermenileri katletmeleri talimatlarını içerdiğine inanılan “Talat Paşa Telgrafları”dır. Ne var ki bütün bunların birer uydurmaca olduğu Şinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafından kanıtlanmıştır. Ancak, bu telgrafların neden bu kadar ciddiye alındığını insanlar kendi kendilerine sormaktadır. Bütün bir halk, kurşun kalemle bir telgraf kağıdı üzerine yazılmış bir nota dayanılarak soykırımla suçlanamaz.

Talat Paşa’nın ağzından söylenenler sadece bu örnekle kalmıyordu. Birinci Dünya Savaşı sırasında, İngiliz Propaganda Ofisi ve Amerikalı misyonerler Osmanlı devlet görevlilerinin ağzından söylenmiş gibi, bir takım küfürlü ve iğrenç şeyler yapmalarını emreden bir takım yayınlar yaptılar.

Osmanlıların suçu kabullendiklerini iddia eden uydurmalardan biri de Amerikan Büyükelçisi Morgenthau tarafından yapılandır. Morgenthau okuyucularından ona inanmalarını, Talat Paşa’nın kendisine laf arasında Ermenileri yok etme planlarını anlattığını söylemiştir. Bu sözde boşboğazlığı konuya biraz sağduyu ve diplomatik uygulamalar bilgisiyle baktığımızda değerlendirebiliriz. Osmanlı Dahiliye Vekili’nin bu sözleri söyleyebileceğine kim inanır? Amerika’nın, Ermenileri eskiden beri desteklediğini ve bunun değişmeyeceğini elbette biliyordu.Eğer içini boşaltmak, itiraf etmek isteseydi herhalde son açılacağı kimse Amerikan Büyükelçisi olurdu. Evet, bütün bunları kime anlatıyor? Amerikan Büyükelçisi’ne! Talat Paşa deneyimli bir politikacıydı. O da şüphesiz bütün politikacılar gibi kuralları çiğnemiş ve hatalar yapmış olabilir. Ama hiç kimse Talat Paşa’nın geri zekalı olduğunu iddia etmemiştir. Belki de Büyükelçi Morgenthau A.B.D. Dışişleri Bakanlığı’nın bu öyküye inanmayacağını bildiğinden, bu olayı kendi üstlerine hiç bildirmedi, sadece daha sonra yazdığı popüler bir kitapta kaleme aldı.

Amerikalıların sözlerinden alıntılar seçmecedir. Ermeni davasını gözü kapalı savunanlar, bir Amerikalı Büyükelçi Morgenthau’nun sözlerini seçip almışlar ama başka bir Amerikalı Büyükelçi Bristol’ün sözlerini göz ardı etmişlerdir. Neden? Çünkü, Bristol dengeli bir rapor hazırlamış ve olaylarda Hem Ermenileri hem de Müslümanları cinayetler nedeniyle suçlamıştır.

En çok görülen uydurmaca, ünlü “Hitler’den alıntılar”dır. Hitler yaptığı Yahudi soykırımını (Holocaust) savunmak için “Günümüzde Ermenilerin yok edildiğini kaç kişi hatırlıyor?” dediği söylenir. Bu alıntı artık her yıl okul kitaplarında, Amerikan Kongresi ve Fransız Parlamentosu’ndaki demeçlerde ve Türklere saldıran tüm yazılı metinlerde yer almaktadır. Profesör Heath Lowry’nin bu alıntının doğruluğu üzerine ciddi kuşkuları vardır. Hitler’in bu sözleri söylemediği çok muhtemeldir. Ama bundan daha da önemli bir sorun var: Adolf Hitler gibi biri Ermeni tarihi konusunda güvenilir kaynak olarak nasıl kabul edilebilir? Hitler’in daha önceki hangi beyanları çok güvenilir bulunmuş da bu açıklamasına güven duyulabilsin? Politika arenasında “Hitler” kelimesi sihirli bir biçimde felaket simgesi olarak anılmaktadır. Ermeni sorununda, ondan alıntı yaparak siyasi bir polemik yaratmak ve Türkleri de Hitler’in neden olduğu felaketin öncüsü olarak göstermek istemektedirler. Günümüz dünyasında hiçbir şey düşmanlarınızı Hitler’le birlikte anmak kadar karalayamaz. Bunların hepsi saçmalıktır, ama konu hakkında hiçbir şey bilmeyen insanları kandırabilecek kadar iyi hazırlanmış saçmalıktır. Aynı zamanda bu bilinçli olarak tarihin çarpıtılmasıdır.

Nüfus ile ilgili bilgiler de çok kullanılan birer uydurmacadır. Ermeni milliyetçilerinin bu konuda kendilerine özgü bir zorlukları vardı- Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayırmayı planladıkları topraklarda azınlığı oluşturuyorlardı. Bu sorunun çözümü ise uydurma istatistikler oluşturmaktı. Ermenileri Doğu Anadolu’nun en büyük etnik grubu olarak gösteren uydurma rakamlar ortaya çıktı. Bu nüfus sayılarıyla ilgili istatistikler, ismini Marcel Leart olarak değiştiren bir Ermeni tarafından, Ermeni Patriki’nin çalışmasıymış gibi gösterilerek Paris’te basıldı. Doğal olarak Ermenilerin sayısı abartıldı ve Türklerinki de olduğundan az gösterildi. Çok ilginçtir ki bunlar yine ciddiye alındı. Ama bu veriler Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Doğu Anadolu’yu Ermenilere hibe etmek amacı ile kullanılmaya başlandı, ve günümüzde de düzenli olarak kullanılmaktadır.

Ermeni davasını sonuna kadar savunanlar, sanki Amerikalı misyonerler hiç yalan söylemezmiş gibi misyonerlerin de yalan söylediğini gösteren sayısız kanıtı atlıyorlar ve Ermenileri olduğundan daha az masum gösteren şeylerden bahsetmekten kaçınıp onlardan alıntı yapıyorlar. Örneğin, Van’daki misyonerler Ermenilerin öldüğünü rapor ettiler, ama aynı Ermenilerin daha önce yakaladıkları bütün Müslümanları öldürdüğünü rapor etmediler.

Ermeni davası savunucularının tarihi olayları saptırmasını söylediklerinde değil, ama söylemediklerinde aramalıyız. Güvendikleri çoğu delilin yalan olduğunu çünkü bütün bunların Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Propaganda Ofisi tarafından üretildiğini itiraf etmezler. Bir Ermeni örgütü tarafından tekrar basılan “Bryce Raporu” (Osmanlı İmparatorluğu’nun Ermenilere karşı tutumu) adlı belgenin uzun giriş kısmında raporun sözde doğruluğuna övgüler yağdırılmıştır. Bu yeni basımın hiçbir yerinde raporun Britanya Propaganda Ofisi tarafından masrafları karşılanarak, savaş sırasında düşmanları olan Osmanlılara karşı hazırlandığı belirtilmemiştir. Yine bu yeni basım, sözde Alman zulmünü anlatan ve tarihçiler tarafından uzun bir süredir yalanlar yığını olarak adlandırılan diğer bir “Bryce Raporu”ndan bahsetmemiştir. Ayrıca rapordaki kaynaklar yok sayılmış ve Taşnak Partisi’nin doğruyu söylememe geleneğinden hiç bahsedilmemiştir.

Temel tarihsel olaylar çıkartılmış ve kendi teorilerine ters düşen olaylara hiç bakılmamıştır bile. Davası uğruna her şeyi göze almış milliyetçiler İngiliz propagandasından, misyonerlerin raporlarından, Ermeni devrimcilerinin beyanlarından ve bunun gibi şeylerden söz etmişlerdir. Osmanlılar tarafından yazılan hiçbir belgeye güven duyulmayacağını iddia etmek için son yıllarda yüzlercesi basılan Osmanlı belgelerine çok nadir değinmişlerdir (Ermeni çeteciler tarafından yazılan yazılara daha çok güven duymuşlardır). Bu belgeler Osmanlıların soykırım planlamadıklarını ve Ermenilerin rahatı için resmi olarak istekli olduklarını göstermektedir. Bu belgelerin Ermeni kaynaklarını yalanlaması, incelenmelerini gerektiren önemli bir nedendir. Güvenilir tarih ancak iki tarafın da tartışma ve iddialarının incelenmesi sonunda yazılır.

Bütün bunlardan daha kötü olan şey ise Ermeni davası savunucularının Müslüman ölümlerinden bahsetmemeleridir. Eğer her iç savaşta yalnızca bir tarafın ölüleri sayılsaydı, tüm iç savaşlar soykırım izlenimi verirdi. Eğer Van vilayetinde Ruslar ve Ermeniler tarafından öldürülen Müslümanların sayısının toplam Van’daki Müslüman nüfusunun üçte ikisi olduğu söylenseydi, Ermenilerin yazdıkları daha doğru olacak ve şimdikinden çok farklı bir hikaye anlatacaklardı. Doğruyu bulmak için çabalayan tarih bütün olayları-gerçekleri değerlendirmelidir, ve milyonlarca Müslümanın ölümleri kesinlikle bahsedilmesi gereken bir gerçektir.

Bu mesele ile ilgili yıllardır çalışan bizler birçok iddia ile karşılaşıp bunların bir süre sonra kaybolduğunu gördük. Talat Paşa telgraflarına ve misyoner raporlarına dayanan eski iddiaların yetersiz olduğu anlaşılınca, yenileri ortaya çıktı.

Bir süre Türklerin eylemlerini açıklamak için Turancılık hareketini neden gösterdiler. Türklerin Ermenilerden kurtulmak istediğini, çünkü Ermeni nüfusunun Orta Asya’ya giden yolların önünü kestiği söylendi. Bu iddianın temelleri coğrafya ve nüfus yoğunluğu üzerine kurulmuştu. Anadolu Ermeni nüfusu bu yollar üzerinde yoğunlaşmamışlardı. Ancak Ermenistan Cumhuriyeti’nin Erivan kentinde yaşayan bir kısım Ermeniler bu yollar üzerinde bulunuyorlardı. Yine de, savaş sonrası Osmanlılar Erivan’ı işgal edebilecek iken bunu yapmamış ve derhal Bakü’ye gidip oradaki Azeri Türklerini Ermeni saldırılarından korumak istemişlerdir, ne olursa olsun Osmanlıların Özbekistan’a kadar ilerlemeyi amaçlayacak kadar deli olduklarını düşünmek çok zordur.

Savaş sonrası kurulan sıkı yönetim mahkemelerinde İttihat ve Terakki Cemiyeti hükümeti üyelerinin Ermenilere karşı suç işlemekle suçlanmaları üzerinde çok durulmuştur. Oysa Ermenilerin suçlamalarında bu mahkemelerin, müttefiklere yaranmak amacı ile, görevine seçilerek gelmemiş, vatan haini Damat Ferit Paşa tarafından kurulduğundan bahsedilmemiştir. Mahkemelerin cezalandırdığı çeşitli suçların hiçbiri olası değildi, Ermenilerin öldürülmesi de bunlardan biriydi. Mahkemeler Ferit’in düşmanlarını karalayacak her konuyu doğru olsun, yanlış olsun kullandılar. Suçlananlar mahkemelerde kendilerini temsil edemediler. Bu gibi “mahkemelerin” verdiği kararlara güvenilebilir mi? İstanbul’u işgal eden İngilizler, ne elleri altındaki Osmanlı arşivlerinde, ne de yaptıkları soruşturmalar sonucunda, Osmanlı hükümetince verilen bir toplu ölüm emri bulamadıklarını itiraf etmek zorunda kalmışlardır.

Ermeni davası savunucularının yeni bir buluşu da, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin emri altında çalışan Teşkilat-ı Mahsusa adlı gizli örgüttür. Bize söylendiğine göre Ermeni katliamını bu Teşkilat düzenlemişti. Buna kanıt olarak ileri sürülenler hiçbir mantıkla bağdaşmıyordu: ileri sürülen iddiaya göre gizli bir örgütün varlığı ancak kötülük yapmak için olabilirdi, bu kötü eylemlerin arasında Ermeni katliamı da vardı. Bu iddiaya ek “kanıt” olarak Teşkilat görevlilerinin Ermenilerin öldükleri bölgelerde bulunmuş olmalarıydı. Teşkilat üyelerinin Anadolu’nun her tarafına yayılmaları bu kanıta destek oluşturamazdı. Bu kuşkulu mantığa göre, Teşkilat üyeleri Müslüman ölümlerinden de sorumlu olmalıydılar, çünkü onlar Müslümanların öldürüldükleri yerlerde de bulunuyorlardı. Bu mantık hiçbir Teşkilat üyesinin Ermeni öldürmediği ya da katliama katılmadığını iddia edebilir mi? Hayır, edemez. Savaş zamanında böyle büyük bir örgütün bu gibi eylemlere katılmadığını söylemek güçtür, kuşkusuz onlar da bu eylemlere katılmışlardır. Ancak bunlar Teşkilat’a soykırım yapılması için emir verildiği iddialarını kanıtlamaz.

Bir Alman bilim adamı, Osmanlıların Balkan Savaşları’ndan kaçan Türk mültecilerine yer açmak için Ermenileri sınır dışı ettiklerine ve öldürdüklerine karar vermişti. Osmanlı tarihini bilmeyenler için bu makul bir açıklama gibi gözükebilir. Osmanlı tarihini bilenler ise Balkanlardan gelen mültecilerin Birinci Dünya Savaşı’ndan ve Ermeni meselesinden önce geldiğini, ve hemen hepsinin doğuya değil de Batı Anadolu ve Osmanlı’nın Avrupa yakasına yerleştiklerini bilir.

Bu gibi iddialar, kullanılan metotların sonucudur. Davası uğruna her şeyi göze alan milliyetçiler önce Türkleri suçlar, daha sonra bu iddiaları doğrulayacak kanıtlar ararlar. Onlar kapalı bir odada güçlü bir düşman ile savaşır gibidir. Düşman yaklaştıkça, adam kitap, lamba, küllük, iskemle, eline ne geçirebilirse tuttuğu gibi umutsuzca düşmanının ilerleyişini durdurmak için fırlatır. Ama düşman ilerlemeye devam eder. Sonunda adam fırlatacağı şeyleri tüketir ve yenildiğini kabul eder. Davası uğruna her şeyi göze alan milliyetçilerin düşmanı GERÇEKtir (truth). Onlar sahte telgraflar, gerçek dışı istatistikler, düzmece mahkemeler ve ne bulabilirlerse fırlattılar, ama GERÇEK her zaman ilerledi.

Ermeni Sorununu araştıran bilim adamlarının sayısını azaltmak için uyguladıkları taktiklerden bazıları başarılı olmuştur. Uydurmacalar ve saptırmalar işe yaramayınca açık tehditlere başvurulmuştur. Tarihçiler ikna edilemeyince yapılacak en iyi iş onları susturmak olmuştur. Bir profesörün evi bombalanmıştır. Diğerleri ise benzer şiddet tehditleriyle korkutulmak istenmiştir.

Tarihçileri susturmak için kampanyalar düzenlenmiştir. Türk Büyükelçisi’ne Osmanlı Ermenileri hakkındaki soruları yanıtlamasını tavsiye ettiği için bir profesöre basın yoluyla acımasızca saldırılmıştır. Ancak, Ermenistan Cumhurbaşkanı’na baş danışman olan Ermeni asıllı Amerikalı bilim adamının tarafsızlığı sorgulanmamış ya da oğlu Ermenistan Dış İşleri Bakanı olan Ermeni asıllı Amerikalı profesörün dürüstlüğünden kuşkulanılmamıştır. Kimse bu bilim adamlarının tarafsızlığını sorgulamadı ya da onlara saldırmadı, öyle de olması gerekirdi. Yalnız bir soru var, “GERÇEK nedir?”. Hesapların kimin tarafından ödendiği, yazarın milliyeti, büyükelçilere yazıp yazmaması, mensup olduğu dini, kime oy verdiği, toplumdaki yeri, özel yaşamı ne olursa olsun, tarih konusundaki görüşleri incelenmeli ve eğer doğru ise kabul edilmelidir. Tek önemli soru GERÇEKtir

Bu saldırılar amaçladıkları etkiyi yarattılar. Çok az tarihçi bu tarih üzerine yazmak istiyor. Saygıdeğer Osmanlı Tarihçisi Bernard Lewis Ermeni Soykırımını inkar ettiği için Fransa’da mahkemeye çıkarılmıştı. Uzun ve başarılı bir kariyerden sonra Profesör Lewis kendisini suçlayanlarla başa çıkabildi. Ayrıca kendisini savunan avukatları tutabilecek konuma geldi. Kıdemsiz, genç bir bilim adamı bunu yapabilir miydi? Üniversite rektörüne bağımlı, maaş kaygısı olan biri böyle tehlikeli bir konunun üzerine gidebilir miydi? Herhangi biri, Profesör Lewis’in sağladığı parasal destek olmaksızın onun konuşma ve bu konuyu savunma özgürlüğünü savunan avukatlar tutabilir miydi?

Ben kendim, üniversitemden kovulmam için çalışan ve bir Ermeni gazetesi tarafından körüklenen bir kampanyanın hedefi oldum. Üniversitemin başkanına Ermeni Soykırımını kabul etmediğim için, Amerika Birleşik Devletleri’nin dört bir tarafından, üniversitemden atılmamı talep eden mektuplar ve telefonlar geliyordu. Amerika’da kıdemli profesörlerin öğrettiklerinden ve yazdıklarından dolayı kovulamayacaklarını garanti altına alan bir memuriyet süresi sistemi var ve üniversite başkanı da bu doğrultuda haklarımı savundu. Fakat genç bir profesör başkalarının karşılaştığı böylesine bir tecrübe ile yüzleşeceğinden haberdar ise anlaşılır bir şekilde Ermeniler üzerine yazmaktan çekinebilir.

Bana göre bunların en kötüsü ise en nefret ettiğim şey olan politize olmuş milliyetçi bir bilim adamı olmakla suçlanmak olmuştur. Neden bunları söylediğime dair doğru olmayan sebepler uyduruldu- Annemin Türk olduğu, karımın Türk olduğu, Türk Devleti tarafından büyük paralar aldığım gibi. Bunların hiç birisi doğru değildir, ancak doğru olsalardı bile yazılarımı bir parça etkilemeyeceklerdi. Bir bilim adamının çalışmasına meydan okumanın yolu onun yazdıklarını okumak ve bilimsel bir çalışmayla karşılık vermektir, o bilim adamının kişiliğine saldırmak değildir.

Davalarını savunan bu milliyetçilerin en yoğun çabalarına rağmen bazıları hala karşıt olarak tarihin çarpıtıldığından söz ettiğinde ise son cevap politiktir: Politikacılar tarihi yeniden yazmaya gönüllüdürler. Parlamentolar kendi halklarını bir soykırım olduğuna inandırmaya gönüllüdürler. Amerika ‘da Ermeni milliyetçileri, kölelik sisteminden dolayı özür dilenmesini düşünmeyi bile reddeden Amerikan Parlamentosu’nda, Türklerden yapmadıkları bir şeyden ötürü özür dilemelerini talep etmek için lobi çalışmaları yapmışlardır. Fransa’da, Ermeni milliyetçileri, Fransa’nın Cezayir’de yaptığı ve olduğunu çok iyi bildikleri vahşetten söz etmeyecek olan Fransız Parlamentosu’nda, hakkında hiç bir şey bilmedikleri bir konuya dayanarak, Türkiye’de vahşet olduğunu beyan ettirmek için lobi faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Daha sonra da bir çok milletten insanlara, bu soykırımın olmuş olması gerektiği anlatıldı, çünkü temsilcileri bu soykırımı tanımışlardı.

Türkler soykırımla suçlanmaktadır, ama bu çirkin kelime ne anlama gelmektedir? En çok alıntı yapılan tanımı Birleşmiş Milletler’deki ifadedir: “Bir milleti, etnik grubu, ırkı, ya da dini cemaati kısmen ya da topluca imha etmek amacıyla yapılan” eylemler. Soykırım kelimesini bulan Raphael Lemkin, grupların kültürel, sosyal, ekonomik ve politik olarak imhasını da soykırım olarak nitelemiştir. Leo Kuper ise etnik olmayan diğer alt gruplara- örneğin ekonomik sınıflara, kolektif gruplara, ve çeşitli sosyal kategorilere- yapılan saldırıları da soykırım olarak nitelemiştir. Bu standartlara göre Türkler soykırım suçu işlemişlerdir. Ama bunun yanında Ermeniler, Ruslar, Yunanlılar, Amerikalılar, İngilizler ve şimdiye kadar yaşamış olan bütün insanlar da bu suçu işlemişlerdir. Birinci Dünya Savaşı’nda Anadolu’da bu tanıma giren birçok soykırım suçu işlenmiştir. Bir çok grup diğer gruplara saldırmış ve soykırım kelimesi anlamsız hale gelmiştir.

Peki, o zaman neden bu kadar ses getiren bir terim Türklere karşı kullanılıyor? Kullanılıyor, çünkü bu kelimeyi duyanlar onun kuramsal tanımını düşünmüyorlar. Kelimeyi duyanların aklına Hitler ve onun Yahudilere yaptıkları geliyor. Soykırım kelimesinin arkasında gizlenen başka bir amaç vardır. Amaç Türkleri bu büyük felaketle birlikte düşündürerek onlar hakkında olumsuz bir izlenim yaratmaktır. Amaç politiktir.

Ciddi bir tarihçi şu basit soruyu sormalıdır, “Osmanlı Hükümeti Ermenileri yok etmek için bir plan uyguladı mı?”.

Bu soruyu yanıtlarken, davası uğruna her şeyi göze almış olan Ermeni milliyetçilerini taklit etmemek önemlidir. Onlar, Ermeniler hiçbir yanlış yapmamışlardır, dediklerinde buna cevaben, Türkler de hiçbir yanlış yapmamışlardır, denmemelidir. Buna verilecek yanıt yansız tarih olmalıdır. İnkar edilemeyen ve edilmemesi gereken taraf ise birçok Anadolu Müslümanının Ermenilere karşı suç işlemesidir. Bu suçları işleyenlerin bazıları Osmanlı Devleti görevlileriydi. Bu eylemleri intikam almak için, nefretleri yüzünden ya da politik nedenlerle yaptılar. Topyekün bir savaşta insanlar iğrenç eylemlerde bulunabilirler. Bu ne kadar acı verici olsa da tarihsel bir prensiptir. Osmanlı Hükümeti bunun farkına varmış ve 1,000 kadar Müslümanı savaş suçu işlemekten yargılamış- bu suçlar arasında Ermenilere karşı suç işleyenler de vardır- ve suçlu bulunanlardan bazıları asılmıştır.

Tarihsel prensipleri uyguladığımızda, gerçekleşen olayların aslında uzun bir emperyalizm hikayesi, milliyetçi bir isyan, ve etnik bir anlaşmazlık olduğunu görürüz. Sonuç ise her iki taraf için de korkunç oranlara varan ölümler olmuştur. Ortada ise iki taraflı, açıklanabilir ve anlaşılabilir bir tarihi anlaşmazlık vardır. Bu bir soykırım değildir.

Tarih boyunca, her iki tarafta öldürdü ve öldürüldü. Bu bir soykırım değildi.

Arşivdeki kanıtların gösterdiği gibi, Osmanlı Devleti, Ermenilerin hayatta kalmalarıyla ilgileniyordu. Ayrıca bazı verilerin işaret ettiği üzere yetersiz planlama, devletin zayıflığı, bazı yerlerde suç ve ihmalkarlık vardı. Bazı devlet görevlileri birkaç kişiyi öldürmüşlerdi, fakat onları cezalandırmak için de özel bir çaba harcanmıştı. Bu bir soykırım değildi.

Kaderleri tamamen Osmanlıların merhametine kalan, tehcir ettirilen Ermenilerin büyük çoğunluğu hayatta kalmıştı. Bu bir soykırım değildi.

Çoğunlukla Osmanlı kontrolü altındaki Ermeniler, İstanbul, İzmir, Edirne ve devlet gücünün daha çok hissedildiği diğer bölgelerdeki Ermeni vatandaşları ne tehcir edildi ne de saldırıya uğradılar. Bu bir soykırım değildi.

Neden Türkler işlemedikleri son derece iğrenç olan bir suçtan dolayı itham ediliyorlar? Bunun cevabı duygusal ve siyasidir. Birçok Ermeni Türklerin suçlu olduğuna kalpten inanıyorlar. Ermeniler yalnızca kendi atalarının ölümlerinden haberdarlar, Türklerin kayıplarını bilmiyorlar. Onlara karmaşık bir tarihin yalnızca bir parçası anlatılmış ve onlar bunu sorgulanamaz bir gerçek olarak kabul ediyorlar. Bu anlaşılabilir bir öfke. Gerçeği hiçbir zaman duymamış olan Avrupalı ve Amerikalıların- ne yazık ki büyük çoğunluğu böyle- bu konudaki inançları da anlaşılır. Milliyetçi politikaları için soykırım iddialarını kullananların eylemleri ise affedilemez.

Rasyonel bir tahlilci, Ermeni milliyetçilerinin nihai amaçlarının önce tazminat almak daha sonra da Doğu Anadolu’nun kendilerine ait olduğu iddiasında bulunmak olduğunu inkar edebilir mi?

Sonuç olarak, ne yapılmalı? Bugün bütün burada söylediklerimden de tahmin edilebileceği gibi, doğru olmayan soykırım iddialarına verilebilecek tek cevabın tarihin gerçekleri üstüne çalışmak ve duyurmak olduğuna inanıyorum. Yenilerde Fransız Parlamentosundan geçen önerge gibi politik eylemler doğal olarak ve uygun bir şekilde Türklerden başka politik eylemlerle karşılık bulmaktadır, fakat bu politik eylemler hiçbir zaman dünyayı Türklerin soykırım yapmadığına inandıramayacaktır. Dünyayı ikna edebilmek için gereken şey bilimsel düşüncenin büyük ölçüde artmasıdır. Arşivler hem Türkler hem de yabancılar için açık ve kolay ulaşılabilir olmalıdır. Üniversite mezunları “Ermeni Sorunu” üzerine çalışmaya yönlendirilmelidir. Amerika’da ve hatta, ne yazık ki, Türkiye’de bile, duyduğum kadarıyla, öğrenci danışmanları bu konunun “çok politik” olduğunu öne sürerek, çalışmaktan kaçınılmasını tavsiye etmemelidir.

Daha önce de önerdiğim gibi, Türkiye Cumhuriyeti Ermenistan Cumhuriyeti’ne iki ülkenin yetkin akademisyenlerinden seçilmiş üyelerden oluşan ortak bir komisyon oluşturma önerisinde bulunmalıdır. Bütün arşivler bu komisyona açık olmalıdır- yalnızca Osmanlı arşivleri değil aynı zamanda Ermenistan ve Ermeni İhtilalci Federasyonu’nun arşivleri de. (Bu çağrı her zaman Türk arşivlerinin tamamen açılması yönünde yapılagelmiştir. Ermenilerden de aynı şeyi yapmalarını talep etmenin zamanı gelmiştir.) Bana bunu Ermenilerin kabul etmeyecekleri söylendi, ama bir şey denenmeden nasıl bilinebilir ki? Her halükarda, adil ve dürüstçe düşünülmüş olan bu soruya verilecek ret ( kendi içinde), Türklere karşı yürüttükleri iddiaların bilimsel değil politik olduğunun kanıtı olacaktır.

Böyle bir komisyon olsun ya da olmasın Ermeni meselesi üzerine çalışmalar devam etmelidir. Bu yalnızca, her zaman gerçek tarihi keşfetmenin gerekliliğinden değil, haysiyet bunu gerektirdiği için de doğrudur. Onur bugünlerde pek sıklıkla duyulmayan bir sözcüktür, fakat onur kavramı ne var ki şiddetle ihtiyaç duyulan bir şeydir. Türklerin Ermeni meselesi ile baş edebilmek için bir politik strateji uygulamaları gerektiği gibi duyumlar aldım. Bu strateji doğrultusunda Türk Devleti, bugünkü politik kazanımlar için geçmiş hakkında yalan söyleyecekti. Hükümet Osmanlıların soykırım yaptıklarını, ancak farklı bir devlet olmasından ötürü çağdaş Türkiye’nin bundan sorumlu tutulamayacağını söyleyecekti. Bana söylenen bunun sayesinde dünya Türkler hakkında daha iyi düşünecekti.

Ben bunun sonuçta kimseyi tatmin edeceğine inanmıyorum İnanıyorum ki bu tarz bir beyan ardından tazminat ve toprak talepleri gelecektir. Fakat bu ucuz politik yalanların reddedilmesi için sebep olamaz. Bunlar tamamen yanlış oldukları için reddedilmelidir.

İnanıyorum ki Türk kadınları ve erkekleri hala onurludurlar. Hangi kazanım için olursa olsun, kendi ataları hakkında söylenen yalanları kabul etmenin onurlu bir davranış olmadığını bilirler. Ben, ayrıca inanıyorum ki, bir gün, belki yakında, belki daha ileriki gelecekte, gerçek tüm dünya tarafından tanınacaktır. Tarihin doğru çalışılmasının ve Türklerin onurunun bunu gerçekleştireceğine inanıyorum.

----------------------------------------------------------------------------------------------------

* 15 Mart 2001 tarihinde, İstanbul’da “Türkiye Ermenistan İlişkileri, Dünü, Bugünü ve Geleceği” adlı konferansta yapılan takdim (Çeviri: Doğan Coşkun, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü ).

** Tarih profesörü, Louisville Üniversitesi.

Dogu Perincek’in Lozan Mahkemesindeki Son SavunmasI

i$ci Partisi Genel Ba$kanI Dogu Perincek’in
Lozan Mahkemesindeki Son SavunmasI
8 Mart 2007

SayIn Ba$kan,

YANLI$ SALON
Burada iki gundur yapIlan i$, yargIlamaya benzemiyor; akademik bir toplantIya benziyor.
isvicre basInInIn yorumu da bu yöndedir. O zaman yanlI$ bir salon secilmi$tir.

(Burada yargIc mudahale ederek, Perincek’ten suclama konusu icinde kalmasInI ve mahkemeye ele$tiri yöneltmemesini istedi)

Perincek devamla: Ben de suclamaya cevap veriyorum. AcIklamalarIm, akademik hurriyetle ilgilidir. Universitelerin i$ini mahkemeler yapmaz. Mahkeme salonlarInda tarih tartI$masI yapIlmaz. YargIclar, tarih hakkInda hukum veremez. Aksi halde, tarih tartI$masInI yok ederler. Ve yapIlan i$, Avrupa uygarlIgI icin ayIptIr.

Eger buradaki faaliyet, ille bir yargIlamaya benzetilecekse, Ortacagdaki yargIlamalarIn bir örnegidir. Sabahtan beri sorulan sorularla beynimin kIvrImlarI arasInda dola$IlmaktadIr. CadI davalarInda oldugu gibi, bilimsel kanaatim, du$uncelerim ara$tIrIlmaktadIr ve suclanmaktadIr.

Bu yapIlanlarla bana bir zarar verilemez. Ama isvicre’ye ve Avrupa’ya zarar verirsiniz. Bilimsel konularIn tartI$IlmasInI mahkemeyle, polisle, hapishaneyle, gardiyanlarla önlemeye kalkarsanIz, kendinize yazIk edersiniz.

AVRUPA UYGARLIGININ HALi
Bir kez bilimsel kanaat ve du$unce suclanInca, burada göruldugu gibi, Talat Pa$a, Mustafa Kemal Ataturk, Lenin, Mao gibi gecen yuzyIlIn butun devrimcileri; hedef alInmaktadIr. Bu devrim du$manlIgIyla ve paslanmI$ anti-komunizm silahIyla varabileceginiz bir yer yoktur. Avrupa uygarlIgI kendi temellerini yIkmaktadIr. Bu salonda ya$ananlar da ne yazIk ki bu gercegi kanItlamI$tIr.

BazI Avrupa ulkeleri 1930’larda Nazi Almanya’sIndan kacan insanlarI ve Yahudileri sInIrdan geri cevirir ve ölume teslim ederken, Burada suclanan i$te o Jön Turkler, o insanlarI bagIrlarIna bastIlar. Ataturk de o devrimci gelenegin temsilcisiydi. Almanya’dan gelen Hirsch, Röpke, Schwarz, Koschaker, Ernst Reuter gibi bilim adamlarI, Avrupa’da fa$izmin ve fa$izme teslimiyetin kol gezdigi ko$ullarda, IrkcI zulumden kurtulu$ ve bilim özgurlugunu Turkiye’de buldular. (Dogu Perincek burada isvicre’nin Yahudileri sInIrdan cevirerek Nazi soykIrImIna yaptIgI katkIlara deginmektedir. Ve bu sözleri yargIc ve savcI ba$larInI önlerine egerek dinlediler.)

Avrupa uygarlIgI öyle bir yIkIlIyor ki, Jean Thibaux gibi durust ve gercek aydInlar, Avrupa ulkelerinin vatanda$lIgInI terk ediyor. TanIgImIz olarak dinlenen Prof. Dr. Jean Thibaux’nun FransIz vatanda$lIgIndan Turk vatanda$lIgIna gecmesinden alayla söz edildi burada. Bu alaylarI bIrakIp, Avrupa’nIn gercek aydInInIn nicin bu tavrI aldIgI uzerinde du$unmeniz yerinde olur.

Hurriyetler AvrupasI’nIn degerlerini bugun, curuyen Avrupa’ya kar$I bizler savunuyoruz. Bu yargIlamada benim esin kaynaklarImI ara$tIrmak icin hayli gayret sarfedildi. Galile, Robespierre, Goethe ve Marx gibi Buyuk AvrupalI’lardan aldIgIm esinle “Ermeni soykIrImI uluslar arasI bir yalandIr.” diyorum.


SOYKIRIM YOK SAVA$ VAR
Ermeni soykIrImI iddialarI kesinlikle gercek dI$IdIr. Konu iki duzlemde ele alInabilir. Birincisi, devletler arasInda sava$tIr. CarlIk RusyasI ordusunda, Turkiye’ye kar$I 200 bin Ermeni piyadesi sava$mI$tIr. FransIz ordusunda da 5 bin Ermeni askeri FransIz uniformasI giydirilerek, Turkiye’ye kar$I cepheye surulmu$tur. Rus ve FransIz ordusunda sava$an Ermeni askerlerinin önemli bir kesiminin Turk ordusu tarafIndan sava$ta ölduruldugu bilinmektedir. 1920 ve 1921 yIllarInda Ermenistan’In Turkiye’ye saldIrIlarI uzerine yapIlan sava$lardaki kayIplarI da buna eklemek gerekir. ikincisi, Rusya tarafIndan silahlandIrIlan Ermeni gönullu birliklerinin Turk ordusunu ic hatlardan vurmasI ve köylerdeki teröru de, her iki taraftan önemli kayIplara neden olmu$, halklar arasInda kar$IlIklI kIrImlar ya$anmI$tIr. Ancak $unu belirlemek gerekir ki, Ermeni birlikleri emperyalizmin aleti olurken, Turkiye vatan savunmasI yapmI$tIr.

RUS AR$iVLERi
Gercekleri size göstermek icin, Rus ar$ivlerinden yuz belge sectik. Bunlar, yalnIz Sovyet ve Bol$evik ar$ivleri degildir. Belgelerin cok önemli bir bölumu, Rus CarlIgI ar$ivlerindendir ve aynI zamanda Sovyet döneminde Moskova’ya getirilen Ermeni belgeleridir.

Bunu Israrla belirtmemize ragmen, SavcInIn devamlI Bol$evik ve Sovyet ar$ivi diye anmasI, meslek ve kural dI$I faullerdir. Böyle anti-komunizme ba$vurarak ula$Ilacak bir gercek bulunmamaktadIr.

Benim tanIklarIm, Ermenistan’In ilk Ba$bakanI Kacaznuni’dir. Dikkat ediniz Bol$evik degil Ta$nak’tIr.
Ermeni devlet adamlarI Karinyan, Myasnikyan, Sovyetler Birligi’nin unlu DI$i$leri BakanI Mikoyan, hep benim tanIklarImdIr. Yine Boryan, Lalayan gibi Ermeni tarihcileri dogrularI yazmI$lardIr. BunlarIn hepsi namuslu olan Ermenilerdir.

Ermeni komutanlarInIn sava$ raporlarI da cok carpIcI gercekler icermektedir. Örnegin bu raporlardan birinde Ta$nak subayI 1920 yIlInda BeyazIt Vaaram bölgesinden yazdIgI raporda marifetlerini $öyle anlatmaktadIr:

“Basar-Gecar’daki Turk nufusu ayIrt etmeden imha ettim. Bazen kur$unlara yazIk olmasIn dersin ya. Bu köpeklere kar$I en etkili yol, carpI$madan sonra sag kalanlarI toplayIp kuyularIn icine tIkmak ve bir daha dunyada bulunmamalarI icin yukardan agIr kayalarla ezmek. Ben de öyle yaptIm. Butun erkekleri, kadInlarI ve cocuklarI topladIm, benim tarafImdan atIldIklarI kuyularIn icinde kayalarla ezerek hepsinin hayatIna son verdim.“ (Gosarhiv Armenii F.65, D.116, y.96’dan aktaran Lalayan, Da$naksutyun’un Kar$I Devrimci Rolu, Kaynak YayInlarI)

Elimizde Rus askeri mahkemelerinin kararlarI da bulunmaktadIr. Örnegin Kafkas Ordu karargahIna baglI Askeri mahkeme Dairesi’nin 1014 sayIlI kararInda, Rus ordusundaki Ermeni askerler, 26 Musluman kadInInIn IrzIna gecerek öldurmeleri nedeniyle idama mahkum edilmi$lerdir.

YARGICIN TARAFLILIGI
Klebov gibi Rus komutanlarIn raporlarI da cok carpIcIdIr. Bu raporlarda Ermeni piyade birliklerinin yaptIklarI kIrImlar, i$kence ve tecavuzler ayrIntIlI olarak anlatIlIr. Albay Klebov, Erzurum’da Ermeni piyadelerin katliamInI ancak Rus topcu ate$iyle durdurabildiklerini anlatIr.

SayIn YargIc bu davada tanIklara ve bana, hep kac Ermeni’nin ölduruldugunu sordu. Ancak kac Turkun ölduruldugunu hic kimseye sormadI. Bunun kasItlI olarak yapIldIgInI sanmIyorum. Ama bu tavIr da i$te o ta$la$mI$ önyargIyI yansItIyor. Turk’un hayatInIn degeri yoktur. TIpkI bugun Irak’ta ABD i$gal kuvvetleri tarafIndan katledilen 600 bin insanIn hayatInIn degerinin olmayI$I gibi.

TA$LA$MI$ ÖNYARGILARI KIRMA YÖNTEMi
“Ermeni soykIrImI uluslararasI yalandIr” dedim, dogru. Bunu “provokasyon” olarak niteleyenler bile oldu.
Tarihten ögrendim ki, ta$la$mI$ önyargIlar, ok$ayarak duzeltilmemi$tir. Bu nedenle carpIcI, vurucu ifadeler kullanmayI yegledim. Ba$arI da kazandIk.

Bizim isvicre’de ve Almanya’da yaptIgImIz eylemleri “provokasyon” olarak nitelediler. Oysa bu eylemlerde kimsenin burnu kanamamI$, yuruyen kitlenin olgunlugu ve vakarI gazete haberlerine gecmi$tir. isvicre gazetelerinde bugun olayI “On bir saat boyunca tarih yeniden yapIldI” gibi ba$lIklarla vermeleri, önyargIlarI kIrmada aldIgImIz mesafeyi göstermektedir. (Le Matin, 7 Mart 2007). “UluslararasI yalan” saptamasI, iddia edildigi gibi benim suc kastImI degil, isvicre kamuoyunu uyandIrma kastImI kanItlar.

TURK IRKCILIGININ TEMELi YOK
Benim IrkcI veya a$IrI milliyetci oldugum ileri suruldu. IrkcIlIk benim acImdan $erefsizliktir. i$in ahlaki cephesi budur.

Turk milliyetciligi IrkcI degildir. Turkler, bir etnik grup degildir. Bilimsel acIdan bakarsak, Turk IrkcIlIgInIn temelinin olmadIgI da görulur. Bugun Pasifik Okyanusu’ndan Atlas Okyanusu’na kadar uzanan alanda ya$ayan halklarIn hepsi Turklerle $u veya bu oranda akrabadIr. Hatta Amerika’da bile akrabalarImIz bulunmaktadIr. Turkler dunyanIn en geni$ alanlarIna yayIlmI$ kavmidir. Her yerde karI$mI$ ve kayna$mI$lardIr. Turk imparatorluk kulturu, aslInda cok geni$ bir cografyadaki halklarI bir arada ya$atmaktIr. IrkcIlIgIn böyle bir tarih ve böyle bir zeminde tutmasI mumkun degildir.

Turkler etnik grup degil, buyuk bir millettir.

Turklerin MuslumanlIgI kabul eden Ermenileri kendilerinden görmeleri de, IrkcIlIga ne kadar yabancI olduklarInI gösterir. Birinci Dunya Sava$I sIrasInda 400-600 bin arasInda Ermeni’nin Musluman oldugu bilinmektedir. Turkler onlarI bagIrlarIna basmI$lardIr. Evlenmi$lerdir, birlikte cocuklarI olmu$tur. 70 milyonun icinde Ermeni kökenli veya Ermenilerle karI$mI$ olanlarIn sayIsI 6-7 milyona kadar ula$mI$ olmalIdIr.
Eger Turkler IrkcI olsaydI, onlarI bagrIna basar mIydI? Hitler bunu yapar mI?

BO$LUGUN HAKARET VE PSiKOLOJiK SAVA$ MALZEMESiYLE DOLDURULMASI
Bu davada suclamalar önyargIlardan geliyor. Ön yargIlara tarihi gerceklerle cevap verdik. Tarih bilgisi olmayanlar, usavurma ve olgulardaki bo$luklarI hakaretlerle ve psikolojik sava$ malzemesiyle doldurmaktadIrlar. Bu bir gelenektir. Ermeni soykIrImI yalanI, Morgenthau ve Toynbee gibi devlet görevlileri ve istihbarat servisi elemanlarI tarafIndan uyduruldu. AynI misyon, bugun de benzerleri tarafIndan yurutulmektedir. iki gun önce dinlenen Tessa Hofman, Almanya’nIn Federal istihbarat Servisi’nin Kafkasya masasI $efidir. YayInladIgI kitabIn kapagIna, Rus ressamI Vasili Vere$cagin’in 1871 yIlInda yaptIgI kurukafa yIgInI resmini, 1915 yIlIndaki Ermeni soykIrImInIn fotografI olarak yayInlamI$tIr. Bu yalan kampanyasI, i$te böyle pejmurde ve zavallI kanItlarla yurutulmektedir. iki gun önce sordugumuz soru uzerine, hatamI duzelttim demi$tir. HatalI fikirler duzeltilebilir elbette. Ancak ahlak du$uklugu duzeltilemez.

Surekli gönderme yapIlan Taner Akcam ise, Alman servisi görevlisi Tessa Hofman’In rahlei tedrisinde yeti$mi$tir. Turkiye’de iken, Ortadogu Teknik Universitesi’nde okumu$tu. Ancak tarih bilmez. Hamburg Sosyal incelemeler Merkezi’nde kendisi “Tarih alimi” olarak imal edilmi$ ve sipari$leri uretmi$tir.

Duru$manIn ilk gununde surekli Andonyan belgeleri diye bilinen Talat Pa$a telgraflarI uzerinde duruldu. SavcIya bu telgraflarIn sahteliginin uzun yIllar önce kanItlandIgInI anlatmI$tIk. Nitekim Birle$mi$ Milletler’e ait sundugumuz belge, bu sahtekarlIgI yeniden belirlemi$tir.

Turk-Ermeni Uzla$ma Komisyonu’nun foyasI da cIkmI$tIr. Ermeni soykIrImI kampanyalarI her a$amada böyle duzmece belgelerle yurutulmu$tur.

KANUN UYGULANAMIYOR
Burada yaptIgImIz tartI$ma artIk mahkemelerde degil, universitelerde ve diger bilim kurumlarInda surdurulmelidir.

Varolan yasaya göre sucsuzum. Cunku soykIrIm iddiasI, Ermeni olayInda gecersizdir. Bana uygulanmak istenen hukum, Ermeni meselesinde ölmu$tur. Bu yasa, Yahudi soykIrImI icin uygulanabilir, bu mahkemelerin bilecegi i$tir. Ancak Ermeni meselesinde uygulanamIyor.

ingiltere Eski Ba$bakanI Margaret Thatcher’in danI$manI Prof. Dr. Norman Stone, Die Weltwoche dergisinde “Ermeni soykIrImI olmamI$tIr” ba$lIklI yazIsInda, “Dogu Perincek ile butunuyle aynI göru$teyim” diye yazmI$tIr. Prof. Stone’u yargI önune cIkaramIyorsunuz.

Korg. Ya$ar Mujdeci “Ermeni soykIrImI yalandIr” diye konferans veriyor. isvicre polisi kameraya alIyor. Ama dava acIlamIyor.

Eski Bern Milletvekili Albert Hourriet de Ermeni soykIrImInIn yalan oldugunu acIkca belirtiyor. Ancak yine dava acamIyorsunuz.

Nitekim Lozan sorgu yargIcI, 21 Eylul 2006 gunu beni sorguladIktan sonra, takipsizlik kararI verecegini isvicre Devlet televizyonu 1. Kanal dahil, butun kanallardan acIklamI$tIr.

AcIktIr ki, isvicre’nin kamu vicdanInda bu kanun Ermeni soykIrImI acIsIndan kabul görmemi$tir.

Bizim Lozan 2005 eylemimizden sonra isvicre Senatosu, Ermeni katliamInI kabul kararInI gundeminden temelli kaldIrmI$tIr.

Ve 2006 Ekim ayInda isvicre Adalet bakanI sayIn Blocher, soykIrImI inkar edenleri cezalandIran yasayI kaldIracaklarInI acIklamI$ ve bu amacla bir komisyon kurmu$tur. Komisyon Ba$kanI sayIn Leupold da, “YargIclarIn tarih hakkInda hukum veremeyeceklerini” acIklamI$tIr.

i$te bizim yaptIgImIz provokasyon diye suclanan eylemler! isvicre devletini kanun degi$tirme noktasIna getirmi$tir. Demek ki yapIlan i$ provokasyon degil, isvicre’ye yardImdIr.

ÖLMU$ E$EGiN ETiNDEN SUCUK OLMAZ
Bizim Turkcemizde söylenen bir söz vardIr: Ölmu$ e$egin etinden sucuk olmaz.

Bana uygulanmak istenen kanun maddesi, Ermeni soykIrImI acIsIndan ölmu$tur. ArtIk bu öluyu ortadan kaldIrmak gerekmektedir.

Kanunun hukuken bugun yururlukte bulunmasI, uygulanabilir olmasI anlamIna gelmez. Kanunlar da ölurler ve defnedilirler. YapIlmasI gereken ve kacInIlmaz olarak yapIlacak olan budur.

TURKiYENiN, ORTADOGU’NUN VE DUNYANIN GELECEGi iCiN
Sucun olu$tugunu belirlemek icin benim kastIm ara$tIrIldI. Size Ermeni soykIrImI uluslararasI bir yalandIr derken, hangi amacla hareket ettigimi belirteyim.

Birincisi gercege baglIlIk duygusudur.

ikincisi, Turkiye’nin, Ortadogu’nun ve dunyanIn gelecegiyle ilgilidir.

Bu yalan, Ermeni meselesiyle ilgili olarak degil, ABD’nin Buyuk Ortadogu Projesi’nde kullanIlacaktIr. Kuzey Irak’taki kukla devleti Turkiye, iran ve Suriye’ye dogru geni$letme operasyonunda bu yalana ba$vurulacagI $imdiden görulmektedir. Bunda isvicre’nin ve Avrupa’nIn bir cIkarI yoktur. insanlIgIn ve Ermeni karde$lerimizin de bu politikada bir cIkarI yoktur.

Adil bir karar vermenizi talep ediyor ve saygIlar sunuyorum.

Perşembe, Ocak 25, 2007

Uğur Mumcu'dan Gizli Belgelerle Ermeni Olayı

"Tarih tekerrürden ibarettir" demişler de, Mehmet Akif de "Tarihten ders alınsaydı, tekerrür eder miydi hiç?" deyip işin aslını ortaya koymuştu. Bundan neredeyse bir asır önce Atatürk Ermeni olaylarıyla ilgili şöyle konuşmuştu:
Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele, Kars Anlaşması’yla en doğru çözüm şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu.
Mustafa Kemal Atatürk11.3.1922, TBMM Üçüncü Toplanma Yılı Açış Konuşması)
Ve bakalım bundan tam 23 sene önce bu konuda Uğur Mumcu neler yazmış...
Gizli Belgelerle...
Şu olaylara bakın: ABD Dış İlişkiler Komisyonu, Türkiye'ye yapılacak askeri yardımı Kıbrıs konusunda verilecek bir ödüne bağlıyor. Bu yapılırken, ABD Kongresi'nde 24 Nisan tarihinin "Soykırım Günü" olarak ilanı için önergeler veriliyor. Fransa'da ise soykırım savlarının ders kitaplarına konması için hazırlıklar yapılıyor. Aynı günlerde, Ermeni terör örgütleri eylemlerini sürdürüyor. Bütün bunlardan sonra ABD yönetimi uluslararası terörden söz edebiliyor.
24 Nisan tarihi soykırım günü olarak ilan edilecekmiş. Sanki ABD'nin Vietnam'daki, Fransa'da, Cezayir'deki insanlık suçlarını unutturdular. Sanki ABD yönetimi, Şili'de halkoyu ile seçilmiş Devlet Başkanı Allende'nin CIA darbesi ile devrilmesinin hiç anımsanmayacağını sanıyor. Sanki ABD'nin Grenada'ya, daha düne kadar yakın bir zamanda Fransa’nın Çad'a asker göndermelerinin hiç ama hiç akla gelmeyeceği düşünülüyor.
Ermeni olayını, bugün için uluslararası terörün bir parçası olarak görüyor ve bunun için bütün devletleri ortak bir savaşa çağırıyoruz. Yok, eğer Ermeni sorununun dünü, önceki günü karıştırılırsa, Amerikalı dostlarımız bundan hiç hoşnut kalmazlar.
İsterseniz, bu konuda birkaç tarihsel belgenin satır başlarını aralayalım:
İngiliz Kraliyet Matbaası tarafından basılan Birinci Dünya Savaşı ile ilgili gizli belgeler, Erol Ulubelen tarafından Türkçeye çevrilmiş, önce Doğan Avcıoğlu'nun yönetimindeki Yön dergisinde yayınlanmış, daha sonra kitap olarak basılmıştır. İkinci basımı Çağdaş Yayınları tarafından yapılan "İngiliz Belgeleriyle Türkiye" kitabında, Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin Amerikalılarca nasıl desteklenip kışkırtıldıklarını gösteren belgelere yer verilmiştir. Okuyalım:
Gizli Belge: Sayfa 735, belge 492. Amiral Webb'den Lord Curzon'a yazılan 19 Ağustos 1919 tarihli yazı:
- Amerika, Trabzon ve Erzurum'u içine alan bir Ermenistan’ı himaye edecek. Geri kalan dört ili de Kürt devleti olarak İngilizlerin himayesine bırakıyor...
Gizli Belge: Sayfa No:60, Belge No: 46. 5 Nisan 1920 günü Mr. Lindsay'in Washington'dan Lord Curzon'a yazdığı yazı:
- Amerikan Senatosu Ermenistan’ın mandası işini görüştü. Beş yılda 757 milyon dolar verecekler. İlk başlangıçta 50.000 kişilik bir ordu yollanacak, daha sonra 200.000 kişiye çıkacak. Amerika kuvvetlerinin basına General Zames G. Harbord getirilecek. Ayrıca bütün Türkiye'nin mandası için de görüşmeler yapılmaktadır...
Gizli Belge: Sayfa No:71, Belge No: 63. 16 Mayıs 1920 günü Sir A. Geddes'in Lord Curzon'a yazdığı yazı:
- Amerikan hükümeti, Ermenistan’ın Adana’da dâhil korunmasını istiyor. Silah, cephane, demiryolu ve her türlü malzemeyi buraya sevk edecekler. Boşaltım, Karadeniz limanlarında Amerikan bahriyesi tarafından ve Amerikan donanmasının himayesinde yapılacak. Türklerin yapacağı en ufak bir hareket Amerikalilar tarafından bastırılacaktır...
Gizli Belge: Sayfa No: 300, Belge No: 38. 28 Şubat 1920 Londra Konferansı tutanaklarından bir parça:
- Mustafa Kemal kendisini Erzurum Valisi ilan etmiş. Erzurum'da yeni kurulacak Ermeni devletinin katılacağı bir sırada bu çok anlamlı bir harekettir. Bu adam olmasaydı Ermenilerin bir şansı olurdu...
Gizli Belge: Sayfa No: 81, Belge No: 10, tarih 16 Şubat 1920. Londra Konferansı tutanaklarından bir başka parça:
- Ermenistan'a 6 ilden başka Trabzon ve Adana da verilmelidir. Amerika Ermenistan'a yardım edecektir ve mandası altına almayı da kabul ediyor. Fransa ise Adana’yı kendisi için istiyor.
Gizli Belge: Sayfa No: 99, Belge No: 12, Londra Konferansı tutanağından bir başka ilginç parça:
- Lord Curzon, Erzincan’ın da Ermenistan'a verilmesini, Karadeniz'de bir Lazistan kurulup, Ermenilerin mandasına vermek istiyor...
Bu belgeler, bugün ABD Kongresi'nde 24 Nisan tarihini "Soykırım Günü" ilan etmek isteyenlerin amaçlarını olduğu kadar, ABD'nin Lozan Barış Antlaşması’na niçin imza koymadığını da anlatmaya yetmektedir.
Atatürk, Ermeni sorununun "dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre çözülmek istediğini" söylememiş miydi? ( Söylev ve Demeçler , C: I, S: 233). Olay, dün olduğu gibi bugün de böyledir.
Biz bugün bunca saldırıdan sonra , bu gizli belgeleri , örneğin devletin televizyonunda tek tek halkımıza gösterebiliyor muyuz? Gösteremiyorsak, Ermeni sorununun çokuluslu yanını ve uluslararası terör ile ilgisini, diplomatik forumlarda nasıl anlatabiliyoruz?
24 Nisan tarihini soykırım günü ilan edip, Ermeni terör örgütlerine destek olan Amerikan Kongre üyeleri, 1920'lerde topraklarımız üzerinde Ermeni devleti kurmak isteyen Amerikalılar'ın torunlarıdır. Bizler de bunlara karşı Kuvay-i Milliyecilerin torunları olduğumuzu hatırlatmak zorundayız.
"Milliyetçilik" budur. Neredesiniz efendiler, beyler, beyzadeler, hanımefendiler?.. Budur, budur, budur işte!..
Uğur MUMCU
Cumhuriyet - 1 Nisan 1984

Aradan 23 sene geçmiş Uğur Mumcu her zaman savaştığı emperyalistlerce katledilmiş ama değişen hiçbir şey olmamış. Bu da gösteriyor ki tarihimizden ders çıkartamadığımız gibi tarihimizi de doğru düzgün bilmiyoruz...

Çarşamba, Ocak 10, 2007

Bush'a 'Turkler Soykirim yapmadi' CD'si

Erzurum'daki Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMED), Türkler'in tarihte insanlığa yaptığı hizmetlerden örneklerin yer aldığı CD'yi, ABD Başkanı George W. Bush, ABD'li senatörler ve Temsilciler Meclisi üyelerine gönderdi

10.01.2007
Atatürk Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde okuyan 800 öğrenci de hazırladıkları bilgilendirme metinlerini ABD Başkanı Bush başta olmak üzere senato üyelerine e- mail olarak yolladı.

ASİMED Başkanı Yrd. Doç. Dr. Savaş Eğilmez, Amerika Birleşik Devletleri'nde yeni kongrenin ocak ayında göreve başlamasının ardından, kongrenin her iki kanadına da sözde soykırımın tanınmasını öngören tasalarıların sunulmasının kesinleştiğini belirtti.

Amerikan Ermeni Ulusal Komitesi'nin (ANCA) sözde Ermeni soykırımının yeni dönem ABD Kongresi'nin gündemine getirilerek tanınması yönünde kampanya başlattığını vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Eğilmez, bunun üzerine Türkler'in tarihte insanlığa yaptığı hizmetlerden örneklere yer verdikleri bir CD hazırlayarak ABD Başkanı George W. Bush, ABD'li senatörler ve Temsilciler Meclisi üyelerine gönderdiklerini açıkladı. İngilizce olarak hazırlanan CD'de insanlık derslerinden en iyi örneklerin bulunduğunu dile getiren Yrd. Doç. Dr. Eğilmez, şöle konuştu:

"Amerika'daki Ermeni lobisi, Demokratların seçimi kazanması ve destekçileri Nancy Pelosi'nin, Temsilciler Meclisi Başkanı olmasından dolayı büyük bir heyecan içindeler. Ermeniler, soykırım yalanının Amerikan Kongresi'nde oylanabilmesi için seçim sonuçları belli olur olmaz büyük bir kulis çalışmasına başladı. Amaçları dünyanın en güçlü ülkesinde sözde soykırımı kabul ettirdikten sonra Türk tarafından önce tazminat, sonra da toprak talebinde bulunmaktır. Bizde dernek olarak ABD Başkanı Bush, ABD'li senatör ve Temsilciler Meclisi üyelerine yönelik bilgilendirme kampanyası başlattık. Ayrıca elektronik postalarla bilgilendirme mesajları atıyoruz. Bu konuda halkımızdan da destek bekliyoruz. Vatandaşlarımız `http://schiff.house.gov' ile `sf.nancy mail.house.gov' adreslerine Türkler'in tarihteki insanlık derslerinden örnekleri göndersinler."

CD'DE NELER VAR?
ASİMED tarafından ABD Başkanı Bush, senatörler ve Temsilciler Meclisi üyelerine gönderilen CD'de şu bilgiler ve belgeler yer alıyor.

- 499 yılında Akhunlar, en büyük düşmanları olan hatta onları tarih sahnesinden silen Sasani Devleti'ni ünlü Mazdek İsyanı'ndan kurtarmıştır.

- Bugün kan gölüne dönmüş olan Bağdat ve çevresinin bütün tarihi boyunca en mutlu günlerini orta çağ boyunca Selçuklu hakimiyeti altında yaşamıştır. Hatta bölge halkının şiirleri, türküleri ve hikayeleri ile Türkler'e methiyeler düzüp minnettarlıklarını sundukları bilinen bir gerçektir.

- 1147- 1149 yılları arasında gerçekleşen Haçlı seferinde, Sultan Mesud'un, kendilerini katletmek için gelen Haçlılar'ı açlıktan ve hastalıktan kurtararak yurtlarına geri gönderdiği ve 1492 yılında Avrupa'daki katliamdan kaçan Yahudiler'e kucak açan tek ulusun yine Türk Milleti olduğu bilinmektedir.

- Ayrıca Irak'ta Saddam'dan kaçan Kürtler'e kucak açan ve onları büyük bir katliamdan kurtaran milletin yine Türkler olduğu belgeleriyle mevcuttur.


Salı, Ocak 09, 2007

Kozan belediyesinin anit dikme girisimi

Kozan Belediye Meclisi, işgal yıllarında ilçedeki Türkler'in, Ermeniler tarafından fırınlarda yakılması ve katledilmesini hatırlatacak soykırım anıtı yapılması kararı aldı

08.01.2007

Çukurova Stratejik Araştırmalar Derneği Başkanı tarihçi Cezmi Yurtsever, anıtın Ermeniler'in ve Fransızlar'ın, Türkler'e yaptığı zulmü gelecek nesillere hatırlatacak çok güzel bir düşünce olduğunu söyledi.

Cezmi Yurtsever, işgal yıllarında Ermeni ve Fransızlar'ın Çukurova'da yaptıkları katliamların unutulmaması amacıyla `Milli Mücadele ve Türk Soykırımı Anıtı' yapılması için Adana'nın Kozan İlçesi Belediye Meclisi'nin aldığı kararın çok yerinde olduğunu söyledi.

1'inci Dünya Savaşı sonrası Aralık 1918'de Çukurova'ya çıkan ve 5 Ocak 1922'de tamamıyla çekilen Fransız askerleri içinde Ermeni lejyonlarından oluşan birlikler bulunduğunu, bölgede yaşayan Ermeniler'in de onlarla birlik olarak çeşitli yerlerde Türkler'i öldürdüklerini anlatan Yurtsever şunları söyledi:

"İşgal yıllarında pekçok katliam yaşandı. 10 bine yakın Türk'ün Çukurova'da katledildiğini belirledik. Yeşiloba, Camili Köyü, Kozan Şehir Merkezi, Saimbeyli gibi Adana'nın çok sayıda bölgesinde zulüm ve katliam yaptılar. Ermeniler'in `Haçin' olarak adlandırdığı, Saimbeyli'de esir alınan 500 Türk'ün öldürülmesi en büyük zalimliklerden birisidir."

Ermeni ve Fransızlar'ın bu coğrafyada Türk varlığını silmek ve hakimiyetini kaldırmayı amaçladıklarını kaydeden Yurtsever, bir anıt yapılmasının, hem hayatını kaybedenlere saygı gösterme, hem de gelecek nesillere geçmişi hatırlatma açısından yararlı olacağını vurguladı.

`TÜRKLERİ YAKTIKLARI UNUTULMASIN'
Adana'nın Kozan İlçesi'nde Ermeniler'in Türkler'i diri diri yaktığı fırınların yanına yapılacak anıtın, sadece Ermeniler'in değil, bugün onlara sahip çıkan Fransızlar'ın da Türkler'i katlettiğini dünyaya haykıracağına vurgulayan Yurtsever şöyle devam etti:

"O tarihlerde sadece Adana'da değil, Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa gibi şehirlerde de Türkler katledildi. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'ndeki belgeler, Ermeni çetelerinin 1906- 1922 yılları arasında çok sayıda kadın ve çocuğun da aralarında bulunduğu binlerce Türk'ü katlettiğini ortaya koydu. Katliamda hafızalarda kalan en önemli yerlerden biri Kozan İlçesi'dir. Buradaki 5 fırında Türkler diri diri yakılarak katledildi. Bu katliam canlı şahitlerle belgelenmiştir."

Yurtsever, 1989 yılı Aralık ayı sonlarında, Adana Valiliği'nce `Milli Mücadele Olaylarını Araştırma ve Belgeleme' projesi kapsamında Kozan'da görevlendirildiğini belirterek, milli mücadelenin görgü tanıklarından Emin Kurtoğlu ve Kurtoğlunun üvey kardeşi Halil Altıparmak'tan geçmişi dinlediklerini belirtti. Yurtsever, "Emin ve Halil Beylerle birlikte şehir merkezindeki Kayıtbay Camii'nin yanına gittik. Çarşı içinde hala tarihi özelliğini koruyan `Meşhur Fırın' adıyla bilinen işyerine geldik. Emin Bey, `İşgal günlerinde Kozan Hükümet Konağı'nda Mutasarrıf İhsan Bey'in yanında çalışan Mal Müdürü Hamdi ve Tahrirat Katibi Ali Rıza Bey, gözü dönmüş Ermeni milisler tarafından bu fırına getirildiler. Feci halde öldürüldüler' diyerek, gördüklerini anlattı" dedi.

Yurtsever, Emin Bey'in, tam 5 fırında katliam yapıldığını söylediğini ve yakılan Türkler'in vücutlarından çıkan yağın yola aktığının şahitleri bulunduğunu ağlayarak aktardığını kaydetti.


Haberin kaynağı:
http://www.vatanim.com.tr

Cumartesi, Ocak 06, 2007

KAMPANYA MEKTUBU LUTFEN KULLANINIZ

Congresswoman Nancy Pelosi
US Congress Speaker
2371 Rayburn HOB
Washington, DC 20515

Re: Let there be peace on earth. Reject hatred and vengeance. Please improve USA image in the world and not create new enemies?

Dear Representative Pelosi,

I would like to congradulate your new post.

The most likely source of the story of the alleged Armenian genocide must have come to you from people who have been brought up to hate and seek vengeance from childhood by their parents. Hatred and vengeance are the instigators of wars. You are a person who would uphold the law, be unbiased in making laws and reject unfounded racist propaganda.
From 1890’s to 1920 the Armenian Hinchak and Dashnak terrorist organizations were responsible for ethnic cleansing and for massacring over 350 thousand Turks, Kurds and Jews living in Anatolia. They destroyed and burnt down 22 Moslem villages and massacred their residents. Excavations and documentations are being conducted at present. You could visit these sites.You cannot be impartial if you have not read the report of Hovannes Katchaznouni and compared the contents of that report with the misrepresentations and false facts presented by the Armenians of to-day. He was the first Prime Minister of the Armenian Republic before it was annexed by the communist Russian Republics. He was the head of the Armenian Dashnak Party and presented this report to the Dashnak Party conference in 1923 held in Brussels. At that time, the report was published in Armenian. The English translation was published in New York in 1955.
Katchaznouni essentially announced the following:
1. The Armenians tried their hands in uprising, terrorism, assaults, war, defense, organizing political parties, founding a State, etc. There is nothing else we could do but to make peace.
2. Creating the armed Armenian guerillas that came under Russian dominance was a mistake.
3. They had not counted on the segments of the Armenians who were siding with the Turks.
4. Turkey had acted in defense of its existence when it decided on the relocation.
5. Armenians had massacred the Moslem population.
6. There is no one guilty other than the Dashnak organization.

Do you believe in the American value of “Innocent until proven guilty”? This traditional American value is being trampled with in the accusations of the so called “Armenian Genocide”.
When the Ottoman Empire was defeated in WWI the Allies occupied its lands. They imprisoned more than 100 officials and took them to Malta for trial as perpetrators of war crimes. According to article 239 of the Sevr treaty signed by the Ottomans, the Occupying Nations were given complete access to all archives and documents of the Ottoman government. Archive specialists brought in by the Allies studied every document in the files of the Ottoman Government in order to find evidence of crimes committed against humanity. It took them 2 years, 4 months, and 27 days to come up empty handed. Since 1918 there still is no one that can produce a document that will hold up in a court of law. As a result, the High Court of the Allies which resembled somewhat the Nuremberg tribunals decided that there was not sufficient evidence to convict the Turks and released them. Attached are the documentations of these trials. Should you wish you could examine them.
Once proven innocent the retrying for the same crime is un-American when no additional documents of those times can be produced. The Armenians as well as the Russians refused to open their archives. Turkish archives were opened during the occupation and still is completely open and available to anyone. One can find many forged documents invented by Armenians of to-day. Most photos of alleged Armenian dead people could as well be the dead Turks of Erzurum. Museums in Erzurum and Van have the relics from the excavations of the mass graves. As a gesture of good will the Turks asked the Armenians to show where their dead were buried, but received no response.
Looking at the Armenian events from one side only means that you would legitimize the activities of the Hinchak, Dashnak and Asala terrorists whose methods were copied by the Al-Qaeda and you would find killing of Turks by Armenians very acceptable. Is it possible for you to review the works of historians who are not Armenian or Turkish nor employed by the Armenian Diaspora?
“The Diplomacy of Imperialism,” by William L. Langer, A. A. Knoff Publisher, NY, 1935.Mr. Langer received A.B., Ph.D. and honorary LLD degrees from Harvard. He has been awarded an honorary D. Phil. by the University of Hamburg. In July 1946, as a result of his outstanding wartime record, Mr. Langer was awarded the Medal of Merit by President Truman.
“The Armenians,” by C.F. Dixon-Johnson, G. Toulmin & Sons, Northgate, Blackburn, UK, 1916.Mr. Dixon-Johnson was an officer in the UK armed forces which were at war with Turkey. He was designated as a hero of the Boer War. He writes that the purpose of his book was to tell the truth. He adds: “Give a lie twenty-four hours’ start, and it will take a hundred years to overtake it.”
Sincerely,

Pazartesi, Kasım 27, 2006

Ilk Ermeni Basbakani Ovanes Kacaznini'den otokritik: Türklere biz savaş açtık

ERZINCAN (IHA)- Uluslararasi faaliyet gösteren Ermeni lobilerinin sözde soykirim iddialari, Ermenistan'in ilk Basbakani Ovanes Kaçaznuni tarafindan yalanlandi.Kaçaznuni'nin 1923 yilinda Bükres'te yapilan Ermeni meselesi ile ilgili Tasnak Partisi toplantisinda sundugu rapor gerçekleri bütün çiplakligiyla gözler önüne seriyor. Kaçaznuni'nin Osmanli döneminde yasananlari anlattigi kendi imzasini tasiyan rapor, Türk Hava Kurumu (THK) tarafindan Rusça'dan Türkçe'ye tercüme edilerek kitap haline getirildi.Kitapta yer alan bilgiler Türkler'in Ermeni soykirimi yaptigi iddialarini kesin bir dille yalanlarken, kitap Türkiye genelindeki bütün kütüphanelere ulastirildi.Kaçaznuni'nin yakin tarihe isik tutan belge niteliginde sözlerinin yer aldigi kitap, Ermenilerin Osmanli Imparatorlugu'na karsi nasil bir ihanet içinde olduklarini da gözler önüne serdi.Yillarca sözde soykirima ugradiklarini iddia eden ve dünya kamuyonunu baski altina almaya çalisan Ermenilerin bütün tezlerini çürüten ilk basbakanlari, 128 sayfalik raporunda su çarpici ifadelere veriyor:

Operasyona katildik:
1914 sonbaharinda, Türkiye henüz savasan taraflardan birine katilmadigi dönemde, Güney Kafkasya'da büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri olusturulmaya baslandi. Sadece birkaç hafta içerisinde Ermeni devrimci Tasnaksutyun Partisi hem bu birliklerin kurulmasina hem de Türkiye'ye karsi gerçeklestirdikleri askeri operasyonlara aktif biçimde katildi.

Barisi sabote ettik:
Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artik hepimiz Türklerin düsmanı olan Itilaf devletlerinin kampındaydık. Türkiye'den "denizden denize Ermenistan" talep etmekteydik. Itilaf devletlerinin ordularını Türkiye'ye göndermeleri ve hakimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika'ya resmi çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türkler'le savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?

Gerçekleri göremedik:
Askeri operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya'ya baglandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi.Gerçekleri göremedik, olaylarin sebebi biziz. Türklerin milli mücadelesi hakıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karsi ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlasması gözümüzü kör etmisti. Isyanımızın temelinde Itilaf devletlerinin bize vadettigi büyük Ermenistan hayali vardi. Ama biz hiç bir zaman devlet olamadik.Türkiye Ermenistan'i diye bir devletin hayalden öte olmadigi gerçeğini göremedik.

Aklimiz dumanlanmıştı:
Biz Ermeniler kayitsiz şartsiz Rusya'ya yönelmiş durumdaydık.Herhangi bir gerekçe yokken, zafer havasina kapilmistik.Sadakatimiz, çalismalarimiz ve yardimlarimiz karsiliginda Çar hükümetinin Ermenistan'in bağimsızlığını bize armağan edeceğinden emindik. Aklimiz dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi baskalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem vererek, kendimize yaptiğimiz hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık.

Türkler dogru yaptı:
1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tabi tutuldu. Türkler ne yaptiklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlik duymalarini gerektirecek bir husus bulunmamaktadir. Bu yöntem en kesin ve uygun olaniydi. Kizginlik ve korku içinde bulunan biz Ermeniler, "suçlu" ariyorduk ve bu suçluyu Rus Hükümeti ve onun kallesçe politikalari olarak belirledik.Siyasal açidan olgunlasmamis ve dengesiz insanlara özgü bir saskinlik içinde, bir uçtan digerine savrulmaktaydık.Rus Hükümeti'ne karsi dünkü inancimiz ne denli körü körüne ve temelsizse,bugünkü suçlamalarimiz da o denli körü körüne ve temelsizdi. Siyasal bir parti (Tasnaksutyun) olarak biz, meselemizin Ruslari ilgilendirmedigini ve onlarin gerektiginde cesetlerimizi çigneyerek geçip gidebileceklerini unutmustuk.

Barış teklifini reddettik:
1918 yillarinda emperyalistlere karsi savaslarinda bozguna ugrayan Türkler, direnerek iki yil içerisinde tekrar kendilerine geldiler. Yeni genç ve milliyetperver duygularla hareket eden bir nesil ortaya çikarak, Anadolu'da kendi ordusunu yeniden organize etmeye baslamisti. Türkiye'de milli bilinç ve kendisini savunma içgüdüsü uyanmisti. Onlar küçük Asya'dan istikballerini hiç olmazsa bir sekilde temin edebilmek için Sevr Antlasmasi'na askeri güçle karsi koymak zorundaydilar. Bizim bu dönemde barisi reddetmemiz ve silahlanmamiz büyük bir hataydi. Çok geçmeden sinirlarimiza askeri operasyonlar basladiginda, Türkler bizimle bir araya gelmeyi ve görüsmelere baslamayi teklif ettiler.Biz ise onlarin bu teklifini geri çevirdik. Bu büyük bir hata idi. Bu, görüsmelerin kesinlikle basariyla sonuçlanacagi anlamina gelmezdi ama bu görüsmelerde barisçi bir sonuca ulasma ihtimali vardi.

Ovanes Kaçaznuni: Herkes bizi kandirdi "Kaderden sikayet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi disimizda aramak acikli bir durumdur.Bu bizim (hastalıklı) milli psikolojimizin karekteristik bir özelliğidir ve Tasnaksutyun Partisi de bundan kaçamamıştir.Sanki uzak görüslü olmamız bir kahramanlıktı, çünkü isteyen herkes, Fransizlar,Ingilizler, Amerikalilar, Gürcüler, Bolsevikler tek kelimeyle bütün dünya bizi kolayca aldattı, atlattı ve ihanet etti. Oysa bizler safça bu savasin Ermeniler için yapildigina inandırilmıştık."

Barışı sabote ettik:
KAÇAZNUNI raporunda söyle diyor: Osmanli'dan, Akdeniz'e uzanan bir Ermenistan talep ettik. Derhal gönüllü birlikleri olusturduk, Türklere karsi ayaklandik ve savastik.İsyanımızın temelinde İtilaf Devletlerinin bize vaat ettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik.

Cuma, Kasım 24, 2006

Dan Burton ile söyleşi-VOA

'Ermeni Tasarısının Komisyondan Geçmesi Hata'
Barış Ornarlı
Washington
5/Eylül/2005
Tasarılar Uluslararası İlişkiler Komisyonunda Kabul Edildi - İndirmek İçin
Tasarılar Uluslararası İlişkiler Komisyonunda Kabul Edildi

Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili iki tasarı geçenlerde Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komisyonu'nda kabul edildi. Tasarıları destekleyen Kaliforniya Milletvekili Adam Schiff ve tasarılara karşı çıkan İndiana Milletvekili Dan Burton, sorularımızı yanıtladı.Haberin ayrıntılarını yukarıdaki linke tıklayarak dinleyebilirsiniz.

Dan Burton'la Söyleşi: 'Tasarıların Kabulü Hataydı'Amerikan Kongresi'nin önde gelen üyelerinden Dan Burton, Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili iki tasarının geçenlerde Temsilciler Meclisi Uluslararası İliskiler Komisyonu'nda onaylanmasını büyük bir hata olarak tanımladı. Indiana eyaleti milletvekili Dan Burton, Barış Ornarlı’nın sorularını yanıtladı.

VOA: "Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili tasarıların komisyonda kabul edilmesini nasıl yorumluyorsunuz?"
Dan Burton

DAN BURTON: "Bence bu bir hataydı. Ben bu konuyu 10, 15, 20 yıldır tartışıyorum. Tarih, her iki tarafta da sorumluluk olduğunu, tek bir tarafın suçlanamayacağını gösteriyor. Zor bir dönemden geçiliyordu. Ama sürekli olarak Türkiye’deki dostlarımıza bu konuda saldırmak büyük bir hatadır. Komisyonda da söylediğim gibi: Bu konuyu her sene gündeme getirmek son derece gereksizdir. Bu tür sorunları geride bırakıp ileriye bakmamız gerekiyor. Sürekli geçmiş sorunları hatırlayarak kalıcı nitelikli uluslararası barışa ulaşamayız. Bırakalım bunları. Türk hükümeti, Ermenilere el uzatmıştır. Onları kutlarım. Amerikan kongresi de bu konuyu her sene gündeme getirmekten vazgeçmelidir."

VOA: "Sizce Ermeni soykırımı tasarıları Temsilciler Meclisi genel kurulunun gündemine alınır mı?"

DB: "Genel Kurul gündemine alınabilir. Ancak, tasarıların genel kurulda kabul edileceğini ve Başkan tarafından imzalanacağını zannetmiyorum. Dediğim gibi, bu süreç sadece tansiyonları arttırmakla kalacaktır. Türkiye bu konuyu Ermenilerle zaten hallediyor. Dilerim ki bu girişimler sonuç verir; ve biz de bu işle uğraşmaktan kurtuluruz. Amerikan Kongresi olarak önem vermemiz gereken başka konular var: Kasırgalar gibi... Çok uzun bir zaman önce yaşanmış olayları ikide-bir gündeme getirmemiz gerekmiyor."

VOA: "Amerikan yönetimleri Ermeni soykırımı iddialarıyla tasarılara bugüne kadar hep karşı çıktı. Bu kez de komisyondaki oylamanın yapıldığı gün, dışişleri bakanlığı, üyelere aleyhte oy kullanmaları için mektup gönderdi. Hatırlarsanız, Başkan Clinton da benzeri bir tasarıya karşı girişimde bulunmuştu ve o tasarı Genel Kurul’da oya sunulmamıştı. Eğer bu kez tasarılar genel kurulun gündemine alınırsa, Bush yönetimi nasıl bir tutum izleyecektir?"

DB: "Yönetimin bakış açısı, tasarıların aleyhinedir. Bu geçmişte de böyleydi, ileride de böyle olacaktır. Bu nedenle, tasarıların kabul edilme olasılığı son derece zayıftır. Benim kişisel görüşüm, bunun bir zaman kaybı olduğu yönündedir. Tabii, bu, bir trajedinin yaşanmadığı anlamına gelmiyor. Ancak, bu konuyu bırakmalıyız; ve Türk hükümetiyle Ermeni hükümetinin kendi aralarında çözmelerine izin vermeliyiz."

VOA: "Sizce, Ermeni soykırımı tasarılarının gündeme getirilmesi, Türk Amerikan ilişkilerine nasıl yansıyor? Irak savaşı sırasında bozulan Türk-Amerikan ilişkileri, Ermeni soykırımı tartışmalarından nasıl etkileniyor?"

DB: "Türkiye Amerika’nın çok eski bir dostudur. Soğuk Savaş döneminde yanımızda olmuştur. NATO müttefikimizdir. Amerika’ya bütün ihtilaflarda destek vermiştir. Görüş ayrılıklarımız olmuştur; bütün ülkeler zaman zaman aralarında sorun yaşar. Türkiye çok eski bir dosttur. Bu dostluğa değer vermeliyiz. İşte bu nedenle Ermeni soykırımı tasarıları Temsilciler Meclisinin gündemine alınmamalı."

http://www.voanews.com/turkish/archive/2005-09/2005-09-25-voa10.cfm

Ermeniler, 'soykırım olmadı' diyen profesöre verilen ödüle kızdı

24 Kasım 2006

ANKA

Ermeni Soykırımı iddialarının doğru olmadığı görüşünü savunan ünlü tarihçi Bernard Lewis’e, ABD Başkanı George Bush'un Ulusal Beşeri Bilimler Madalyası vermesi, Ermeni diyasporasını kızdırdı.Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları Profesörü olan ünlü tarihçi Bernard Lewis, her yıl beşeri bilimlere katkıda bulunanlara verilen isimlerin almaya hak kazandığı “Ulusal Beşeri Bilimler Madalyası”nın bu yılki sahibi oldu. Lewis, ödülünü 9 Kasım’da Beyaz Saray Oval Ofis’te düzenlen bir törende ABD Başkanı George Bush’un elinden aldı. Ödül törenine ABD’nin first lady’si Laura Bush da katıldı.Lewis’e verilen bu madalya, Amerika’daki Ermeni diyasporasını kızdırdı. Amerika’daki Ermeni örgütleri, internette yayınladıkları mesajla, ünlü tarihçiye ödül verilmesini kınadı.Çalışmalarının ilk yıllarında soykırım iddialarına destek veren Bernard Lewis ancak araştırmalarının ardından soykırımın olmadığı görüşünü savunmaya başladı.Lewis, 21 Haziran 1995’te Fransız Le Monde gazetesine verdiği bir demeçte Ermeni soykırımının yaşanmadığı fikrini savunmuş, bunun üzerine Fransız mahkemeleri Lewis hakkında açılan davada ünlü tarihçiyi suçlu bulmuştu. Lewis 1 franklık sembolik bir tazminat ödeme cezasına çarptırılmıştı.

Perşembe, Kasım 23, 2006

ITDF Basin Bildirisi

TÜRK TOPLUMU EDİNBURG’DA YAPILAN HAKSIZLIKLARI UNUTMAYACAKTIR

Geçtiğimiz yıl İskoçya’nın Edinburg şehir meclisinde onaylanan sözde ‘Ermeni soykırımını tanıma’ kararı yıldönümünde konuşan İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu (İTDF) sözcüsü Servet Hassan “Edinburg’da Türklere yapılan haksızlıkları asla unutmayacağız” dedi.

Ermeni diasporası ile özel münasebetler içinde olduğunu gizlemeyen Edinburg Belediye Meclis Başkanı Donald Anderson’un önerisi üzerine meclise getirilen tasarı İskoçya ve İngiltere Türk toplumu tarafından protesto edilmiş ve tasarı iki kez ertelenmişti. Ermenilerin düzenledikleri konferansa karşılık, İTDF öncülüğünde Edinburg Belediye Meclisi’nde bir konferans düzenlemişti. Türk sivil toplum örgütlerince aylarca süren kampanya sonucu tasarı değiştirilmesine ragmen, 17 Kasım 2005 tarihinde Edinburg Yerel Meclisi tarafından kabul edilmişti.

Oylamanın yıldönümünde Edinburg Belediye Meclisi üyelerine bir mektup gönderen İTDF, haksız ve asılsız tasarıyı protesto etmenin yanında kendilerine oylama sırasında yapılan haksızlıkları tek tek hatırlattı. Oylama esnasında 1915 olaylarını tartışmak yerine Türkiye’nin bugünkü politikalarının yargılanmaya kalkışıldığı ve Türk temsil heyetinin önce konuşturularak savunma yapmasının engellendiği hatırlatıldı.

Ayrıca, mektupta tasarının iç politika malzemesi yapılarak, oylamanın üzerinden 24 saat geçmeden tasarının mimarı D.Anderson’un İskoç Parlamentosu’na adaylığını açıklaması kınandı.

İskoçya’ da yaşayan Türk ve Müslüman seçmenlere bu ayrılıkçı tutumları hatırlatacaklarını belirten sözcü; “Edinburg’da bu karar değişip gerçekler ortaya çıkana dek Türk toplumunun bu olayın takipçisi olacağını” belirtti.


ERMENİ TERÖRÜ KINANACAK VE DİPLOMAT ŞEHİTLERİMİZ ANILACAK

İTDF sözcüsü Servet Hassan, 27 Ocak 1973 tarihinde Ermeni terör örgütü ASALA tarafından acımasızca şehit edilen ilk Türk diplomatlarımız Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demir’in ölüm tarihini bundan böyle tüm dünyada ‘Ermeni Terörünü Kınama Günü’ ilan edeceklerini ve bu amaçla şehit diplomatlarımızı anma töreni ve konferanslar düzenleyeceklerini açıkladı.

Bilindiği gibi, 1973 ile 1985 tarihleri arasında Ermeni terör örgütü ASALA tarafından 40’a yakın diplomatımız ve yakını katledilmiş ve bir o kadarı da yaralanmıştı. Bu vahşi cinayetleri işleyenlerin sadece bir kaçı adalete teslim edilmiş çoğunun dosyası faili meçhul olarak kapatılmıştır. Katillerin Ermenistan’da halk kahramanı ilan edilmeleri ise diğer bir üzüntü kaynağıdır.


Not :

1 ) Donald Anderson’un fotografi icin asagidaki linki tiklayiniz

http://www.edinburgh.gov.uk/internet/council/council_business/councillor_details/ward_54.html

2) Edinburgh City Council fotigrafi icin asagidaki linki tiklayiniz

http://www.rampantscotland.com/graphics/citychambers082b.jpg

Salı, Kasım 21, 2006

SOYKIRIM İDDİALARI VE AKILLI SİYASET

Yusuf Selcuk Ateskan
ateskan@yahoo.com
Fransız meclisinin Ermeni soykırımını inkarı suç teşkil eden yasayı kabul etmesi haklı olarak hepimizin kabul edemeyeceği bir olay oldu. Ancak bu öfke ve kızgınlıkla infiale kapılıp yanlış adımlar atmamalı, sağduyulu ve soğukkanlı bir siyaset izlemeliyiz. Soykırım iddiaları karşısında yıllardır ne yazık ki aktif değil reaktif bir siyaset izliyoruz. Yani Ermeni lobileri değişik yerlerde konuyu gündeme getiren çalışmalar yapıyor, biz bunlara tepki gösteriyoruz. Onlar 12 ay boyunca 7 gün 24 saat çalışıyor, biz ise yumurta kapıya dayanınca siyasi ilişkilerimizi kullanarak politikacılar veya sermaye gruplarını kullanarak bunu engellemeye çalışıyoruz. Oysa ki, 1973 yılında Los Angeles’ta ilk diplomatımızın öldürüldüğü gün 10 kişi her yıl bir kişiye durumu anlatsa, daha sonraki yıllarda o kişiler de birer kişiye anlatsa 33. yıl sonunda 57,028,870 (elli yedi milyon yirmi sekiz bin sekiz yüz yetmiş) kişi Ermeni soykırımı iddiaları karşısında gerçeklerden haberdar olacaktı. 100 kişiyle başlasaydık bu kez 570,288,870 (Beş yüz yetmiş milyon! ) kişilik bir lobimiz olacaktı. (Bu sayının nasıl hesaplandığını görmek için Bkz: Fibonacci sayıları. ) Evet buna belki de iğneyle kuyu kazmak diyebilirsiniz ama Ermenilerin yaptığı aynen bu. Amerika’daki 1 milyon, Ermenistan’daki 3 milyon veya Fransa’daki 300 bin Ermeni’nin bir gecede edindiği başarı değil bu. Yıllardır yapılan planlı, sistemli, organize çalışmalar sonunda dünyayı Türklerin Ermenilere planlı, sistemli ve organize bir soykırım uyguladığı yalanına inandırdılar. Olan oldu, Ermeniler azimli çalışmaları sonunda pek çok zafer kazandı. Peki bundan sonra ne yapılabilir? Ortalıkta pek çok değişik teklif dolaşıyor. Ama bu tekliflerin bazısı aleyhimize işleyebilir. Her teklifi teker teker ele alalım: Fransız mallarına boykot uygulansın. 2001 yılında “Fransız meclisi Ermeni soykırımını tanır.” şeklindeki 2001/70 yasa çıktığında aklımız neredeydi? Geçenlerde en son Alman Meclisi soykırımı tanıdığında Alman mallarına boykot uygulandı mı? Dünyada Ermeni soykırımını tanıyan bu kadar meclis varken hepsine boykot mu uygulayacaksınız? Apo krizi sırasında İtalya’ya uygulanan boykot ne kadar sürdü, ne kadar etkili oldu? Ülkenin en büyük holdingleri Oyak’ın Renault ve Axa, Sabancı’nın Carrefour ile ortak olduğu, yüz binlerce insanın Fransız sermayeli şirketlerden ekmek yediği bir ortamda bu boykotun uygulanması biraz zor görünüyor. Fransa’yı savunma ihaleleriyle tehdit etmek de makul değil. Çünkü bu Ermeni sorunu Demokles’in kılıcı gibi her sene yeniden ısıtılan bir konu. Her gündeme geldiğinde Airbus veya savaş helikopteri mi alacaksınız? Bu sefer rakip şirketin ülkesi de soykırımı tanımakla tehdit ederse hangisini tercih edeceksiniz? Ancak şunu derseniz katılırım. Dışa bağımlılığımız azaltılsın, Türk sermayesi ile hareket eden şirketlere destek olalım, Türk markalarını alalım. Ama bu uzun vadeli bir proje. Bugün Fransız malını bırakıp Alman malı, yarın Alman malını bırakıp İngiliz malını almak durumu çözmez. Meclis Cezayir soykırımını tanısın, olmadı demek suç olsun. Cezayir soykırımı anıtı dikilsin. Bu öncelikle Türkiye’nin “Tarih tarihçilere bırakılmalı” tezini baltalar. Siyasi bir organın tarih konusunda ahkam kesmesi yanlıştır. İkincisi Cezayir soykırımı konusunda BM’de yapılan oylamada Fransa’dan yana oy kullandık. Ancak Turgut Özal’ın bir ziyareti sırasında özür dileyerek Cezayir’le ilişkileri düzeltebildik. Daha birkaç yıl önce Beyoğlu’ndaki Cezayir sokağı’nın adını Fransız sokağı yapmışken bu sokağa Cezayir Soykırımı Anıtı dikmek komik olur. Zaten Başbakan Erdoğan da “Biz pisliği pislikle temizlemeyiz.” diyerek bu konuda gaza gelmeyeceklerini ortaya koydu. Türkiye’de kaçak çalışan sayıları 40 ila 70 bin arasındaki Ermenistan vatandaşı sınır dışı edilsin. Üç milyonluk fakir Ermenistan’dan on binlerce insanın Türkiye’ye gelip ekmek bulması aslında oradaki ön yargıları kıracak ve toplumsal nefreti azaltacaktır. Keşke her Ermenistan vatandaşı hayatlarında bir kez Türk misafirperverliği ile ağırlansa ve fikirlerini değiştirse. Dolayısıyla Türkiye’de huzur ve barış ortamında refah içinde yaşayan Ermeni asıllı Türk vatandaşlarımız kadar, Ermenistan’dan gelen Ermeniler de toplumlar arasındaki soğuklukları gidermede önemli rol üstlenecektir. Sırf bunları hedef alan bir politika, kazanabileceğimiz insanları kaybetmemize neden olur. 1990’lardan sonra eski Sovyet Cumhuriyetlerinden veya Afrika ülkelerinden turist vizesiyle veya vizesiz gelen 1 milyona yakın kişi Türkiye’de kaçak çalışmaktadır. Bu konuda ciddi kayıtlar resmi makamlarda olmadığı için kesin rakam bilinememekte. 2004’te kaleme alınan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın, “Kayıt Dışı İstihdam ve Yabancı Kaçak İşçi İstihdamı” raporunda “Ülkemizde, yabancı kaçak işçi sayısı konusunda kesin rakam ve veri tespit edilemediğinden, yabancı kaçak istihdamının sayısal boyutu hakkında herhangi bir rakam telaffuz edilmesi uygun bulunmamıştır. Bununla birlikte yabancı kaçak işçi istihdamının boyutlarının, sayıları yüz binlerle ifade edilen oldukça ciddi büyüklüklere ulaştığı düşünülmektedir.” denmekte. 2.2 milyon işsizimiz varken, kaçak yabancı işçiler, Türk vatandaşlarının çalışabileceği işlerde daha ucuz maliyetle çalışarak işsiz sayısını artırıyor, prim ve vergi kayıplarına da yol açıyor. Ayrıca kaçak işçiler en mütevazı rakamla ülkelerine yılda ortalama bin dolar para aktarsa 1 milyar dolarlık bir ek kaybımız oluyor.KKTC bile kaçak çalışan Türk işçilerine ceza kesip Türkiye’ye gönderirken, Türkiye de bizim vatandaşımızın gelir kaybına neden olan kaçak işçiler konusunda adım atmalı. Ama bu sadece Ermenistan vatandaşlarına uygulanacak ayrımcı bir politika olmamalı. Bu 3 teklif ve benzerlerinin hepsi aktif değil reaktif siyasetin ürünü. Her biri aklın değil tepkinin ve öfkenin sonucunda gündeme getirildi. Fransa’nın veya başka ülkelerin bu konuda yaptığının bu konuyu her dem gündemde tutarak Türkiye’ye şantaj uygulamak ve karşılığında taviz koparmak olduğunu unutmamalıyız. 577 kişilik mecliste 448 milletvekilinin yokluğunda 129 milletvekiliyle alınan bir karar durumun sakatlığını zaten apaçık ortaya koyuyor. Fransa’da fikir özgürlüğü zaten sözde vardır. Daha bu yasa gündeme gelmeden soykırımın yapılmadığını savunan tarihçi Bernard Lewis’i mahkum etmemişler miydi? Olaya fikir özgürlüğü açısından yaklaşılacak olursak bu yasanın bizdeki 301. maddeden bir farkı yok. Biz soykırım olduğunu doğrudan veya ima yoluyla söyleyenleri 301. madde çerçevesinde yargılamaya devam ettikçe, Fransa’nın soykırım olmadığını söyleyenleri yargılamasına itiraz edemeyiz. Zaten bu olayın kesinleşmesi uzun bir zamana yayılarak Türkiye’den tavizler koparılacak. Senato gündemine alınması veya Cumhurbaşkanının imzalaması gibi adımlar uzun süre ertelenebilir. Zaten gündeme almayıp askıda tutmak Fransızların işine gelir. Fransızların bunu askıda tutarak bize yapacakları şantajlara boyun eğmememiz gerekir. Bunun geri çevrilme ihtimalini düşük görüyorum. Keşke Senato veya Cumhurbaşkanı’ndan dönse. Ama bu olmayacaksa bir an önce Senato ve Cumhurbaşkanı’nın gündemine alınmasında fayda var. Böylelikle bu suçu işleyen veya potansiyel mağdurlar olarak AİHM’de binlerce dava açıp tazminat alabilir ve yasanın tüm AB ülkelerinde içtihat teşkil edebilecek şekilde reddini sağlayabiliriz. Çok zaman kaybettik ve fırsat kaçırdık. Şimdi kendimize gelip akıllı siyaset izleme zamanı. Bilmem hatırlar mısınız? Turkla sitesindeki ilk yazımın başlığı Yüz kişi arıyorum, hemen şimdi idi. Eğer 2003 yılında 100 kişi olarak çalışmaya başlamış olsak, 2004 yılında 200, 2005 yılında 300, 2006 yılında 500 kişi olabilirdik. Ama hala geç değil, bir yerlerden başlamalıyız. Bu konuda faydalı olacağına inandığım diğer yazılarımı aşağıda veriyorum. Soykırım iddiaları konusunda bilinçlenelim, çevremizi bilinçlendirelim:
Scholars dispute genocide claims
Allegations and supporting documents repudiated by some academicians
PRESS RELEASE FOR THE ALLEGED GENOCIDE
ERMENI SORUNUYİNE ERMENİ MESELESİ
¾